Blog Arşivi

7 Mayıs 2017 Pazar

DOMATES DİPLOMASİSİ


       Soçi’de yapılan Putin-Erdoğan görüşmesinin ardından havuz medyası “domates hariç her konuda anlaşmaya varıldı” diye duyurdu. Amaç her zamanki gibi iktidarı başarılı göstermek ve kamuoyunu bu fikre yönlendirmekti. Ama beklenen olmadı. Görüşmenin üzerinden günler geçmesine rağmen kamuoyu sözü edilen “başarılarla” değil, domatesle ilgilendi. Çünkü bu ürünün en büyük müşterisi Rusya idi ve üreticiler uçak düşürme olayından beri uygulanan ambargonun kalkmasına ilişkin müjdeli haber bekliyorlardı. Tüketiciler ise domates dışarıya da satılmadığına göre fiyatının neden bu denli pahalı olduğunu merak ediyordu. Önce domates, sonra diğer konular…

ABD ve Avrupa Ukrayna sorunu gerekçesiyle 2013’de Rusya’ya ambargo uygulamaya başladığından beri, Putin ülke ekonomisinin kendine yeterli hale gelmesi için bir plan uygulamaya başladı. Amaç, 2020’ye kadar bu hedefe ulaşmaktı. Çiftçilere kredi ve teşvikler dağıtıldı,  iklime uygun türler geliştirildi, ekim yapılmayan geniş araziler Çin ve Japon tarım şirketlerine kiralandı. Elbette Türkiye Batılı ülkelerin ambargo kararına uymuyor, Rusya’ya 1 milyar dolar tutarında tarım ürünü satmaya devam ediyordu. Öyle ki, bu 2,3 milyar dolarlık toplam yaş meyve-sebze dışsatımının yarısına yakındı. Ve bu satışın önemli bölümünü domates oluşturuyordu.

Ancak 24 Kasım 2015’de Rus uçağının düşürülmesiyle işler değişti. İçte yöneticilerimiz “düşürdük, bir daha düşürürüz” diye böbürlene dursun, Putin net bir dille  yaptığına pişman olacağını belirterek Türkiye’ye ambargo uygulamaya başladı. Türkiye de geçtiğimiz Mart ayında buna bir karşılık verme niyetiyle, Rusya’dan buğday almamaya karar verdi. Peki, bu işe yaradı mı?

Soçi görüşmelerinden sonra açıklama yapan Rusya Başbakan Yardımcısı Arkadiy Dvorkoviç birkaç gün içinde Türkiye’nin buğday almaya başlayacağını ama domates yasağının en az 3-5 yıl daha süreceğini belirtti. Rusya, kendi tarımını geliştirmek için dağıttığı krediler geri dönene dek dışarıdan tarım ürünü alımını kısıtlıyordu. Şu an gereksinim duyduğu kadar domatesi başka ülkelerden alıyordu. Suriye’de iktidarın denetimindeki bölgeler başlıca dışalım kaynağıydı. Öte yandan Polonya, Azerbaycan, Nahcivan gibi ülkelerden de alım yapıyordu. Türkiyeli ihracatçıların verdiği bilgiye göre bu ülkeler Türkiye’den aldıkları domatesi Rusya’ya satıyorlardı. Ama bu, domates dışsatımındaki gerilemeyi önlemeye yetmiyordu. Bu yıl 367 milyon dolar olması beklenen toplam domates dışsatımının gelecek yıl 238 milyon dolara düşeceği tahmin ediliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın domatesimizi övmesine, sayısız görüşmelere ve hiç olmazsa Rusya’da sera domatesinin çıkmadığı kış aylarında ambargonun kaldırılmasının önerilmesine rağmen sorun çözülemedi. Tayyip Erdoğan döndüğünde bir konuşmasında çiftçilerimize “siz de ne yapacaksınız, bu tür ambargolara karşı ürününüzü soğuk hava depolarında saklayacaksınız” diye yol göstermek zorunda kaldı…

Konuyla ilgili kaynaklara baktık, soğuk hava depolarında yeşil domates en çok 1 ile 3 hafta arası, kırmızı domates ise 4 ile 7 gün bekletilebiliyor. Yani elma, ayva gibi aylarca bekletilmesi olanağı bulunmuyor. Satılmayan domatesi uzun süre saklamanın yolu,  salça yapmak ya da kurutmak. Bu da tarla domatesi için geçerli, sera domatesi için değil…

Ama “zararın neresinden dönülürse kardır” zihniyetiyle hareket eden üretici, ambargonun uygulanmaya başlandığı ilk aylarda domatesini öfkeyle yollara döktükten sonra, domates yetiştirmekten vazgeçti. İlgili bakan ve bürokratlar her ne kadar “kış uzun sürdü, soğuk oldu, bu yüzden yeterli domates üretilemedi” deseler de, bugün pazarlarda fiyatı 5 ile 12 TL arası değişen domatesin bu kadar pahalı olmasının nedeni üretim yetersizliğidir.  Türkiye’de ekonominin diğer alanları gibi tarım da liberal düzene uydurulmuş, devlet planlaması ve desteği kaldırılarak üretimin piyasa tarafından yönlendirilmesine karar verilmiştir. Bu yüzden her yıl bazı ürünler az yetiştirildiği için yüksek fiyatla satılırken, diğerleri zarar edildiği gerekçesiyle tarlalara dökülür. Ertesi yıl durum tam tersine döner ve herkes yüksek fiyata satılan ürün yetiştirmeye yönelir ve bu kez oradakiler zarar ederler…

Bu düzen, piyasanın sanki bir aklı varmış ve ekonomi kendiliğinden bunun sayesinde yönünü bulabilirmiş gibi savunan akılsızların eseridir. Böylece uzun vadede dengeli ve sağlıklı ürün yetiştiriciliği yerine kısa vadede köşeyi dönmeye odaklı bir tarım gelişmiştir. Dolayısıyla gübre ve ilaç tüketimi artmış, çiftçiler bunları üreten şirketlerin ağzına bakar hale gelmişlerdir. Kimi üretici belirsizliklerden kurtulmak için büyük tarım şirketlerinin anlaşmalı ürünlerini yetiştirmeye razı olmuş, bu kez de kendi tarlasında onların ücretli işçisi gibi çalışmak durumuna düşmüştür. Liberalizmin beşiği ülkelerde bile bu kadar başıboş bir tarım ve hayvancılık yoktur. Bu ülke buğdayın anavatanı olduğu halde dışarıdan saman alıyor. Ortalama yüksekliği bin metre dolayında olan ve hayvan yetiştiriciliğine son derece uygun bir konuma sahip Anadolu Platosunda, dünyanın en pahalı etini yiyoruz…

Gelelim Soçi görüşmelerinde “domates hariç anlaşıldı” denilen konulara… Görüşme yeri olarak Soçi’nin seçilmesi bile rastlantı sayılmamalıdır. Çünkü bu küçük ve tarihi Karadeniz kenti yakınlarında 1864 yılında büyük bir savaş yaşanmış, Kafkasları işgal etmeye çalışan Çarlık Rusyası burada Çerkezleri yenilgiye uğratarak katliam yapmıştır. Sonuçta Çerkezler yurtlarını değil, dinlerini tercih etmiş ve Halifenin gölgesine sığınmak amacıyla Osmanlı topraklarına doğru göçetmişlerdir. O zaman sürgün gelenlerin çocukları, bu katliamın anısına 2014 Soçi Kış Olimpiyatlarının açılış törenine gitmemesi için, zamanın Başbakanı Erdoğan’a çağrı yapmışlardı… Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir kez daha Çarlık Rusyasının anılarını yaşatmaya hevesli Putin’le bu kentte görüştü…

Görüşmenin yalnızca manevi değil, maddi bakımdan da Rusya’nın üstünlüğü altında geçtiğini söyleyebiliriz. Bilindiği üzere en önemli konu, Suriye ile ilgili olarak Rusya, İran, Türkiye arasında imzalanan mutabakat metniydi. Buna göre Suriye’de “çatışmasızlık bölgeleri” denilen dört ayrı bölge üzerinde anlaşıldı. Buralarda herhangi bir sorun yaşanmaması için Rusya, İran ve Türkiye garantör olarak birlikte çalışacaklar. Bu bölgeler arasında, Halep’ten sürülüp çıkartılan Esat karşıtı grupların toplandığı İdlib de bulunuyor. Şimdilik Türkiye bunu bir kazanç sayıyor. Ayrıca ABD böyle bir anlaşmada yeralmadığı için, Türkiye’nin önemli bir diplomatik görev üstlendiği bile söylenebilir. Acaba öyle mi? 


Putin Erdoğan’dan önce iki önemli liderle daha görüştü. Konunun mutabakat metniyle ilgili olduğuna şüphe yok. Biri, Avrupa’nın lideri konumundaki Almanya Başbakanı Angela Merkel’di. Merkel Soçi’ye geldi ve yüzyüze görüştüler. Almanya her zaman Rusya ve ABD arasında arabulucu gibi davranıyor. Diğeri ise elbette Donald Trump’dı. Putin, Erdoğan’la görüşmesinden bir gün önce telefonda Trump’la konuştu. Bu durumda Türkiye, dünya politikasına yön verenlerin üzerinde anlaştığı bir mutabakata imza atmış oldu. Zaten Soçi’de “domates hariç her konuda anlaştık” diyen de Türkiye tarafı değil, Putin’di… Oysa domates sorunu dahi çözemeyen Türkiye, iç ve dış zorunluluklar nedeniyle bir mutabakat metnine imza atmıştı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Blog Arşivi