Soçi’de yapılan Putin-Erdoğan görüşmesinin ardından havuz medyası “domates hariç her konuda anlaşmaya varıldı” diye duyurdu. Amaç her zamanki gibi iktidarı başarılı göstermek ve kamuoyunu bu fikre yönlendirmekti. Ama beklenen olmadı. Görüşmenin üzerinden günler geçmesine rağmen kamuoyu sözü edilen “başarılarla” değil, domatesle ilgilendi. Çünkü bu ürünün en büyük müşterisi Rusya idi ve üreticiler uçak düşürme olayından beri uygulanan ambargonun kalkmasına ilişkin müjdeli haber bekliyorlardı. Tüketiciler ise domates dışarıya da satılmadığına göre fiyatının neden bu denli pahalı olduğunu merak ediyordu. Önce domates, sonra diğer konular…
ABD ve Avrupa
Ukrayna sorunu gerekçesiyle 2013’de Rusya’ya ambargo uygulamaya başladığından
beri, Putin ülke ekonomisinin kendine yeterli hale gelmesi için bir plan
uygulamaya başladı. Amaç, 2020’ye kadar bu hedefe ulaşmaktı. Çiftçilere kredi
ve teşvikler dağıtıldı, iklime uygun
türler geliştirildi, ekim yapılmayan geniş araziler Çin ve Japon tarım
şirketlerine kiralandı. Elbette Türkiye Batılı ülkelerin ambargo kararına
uymuyor, Rusya’ya 1 milyar dolar tutarında tarım ürünü satmaya devam ediyordu. Öyle
ki, bu 2,3 milyar dolarlık toplam yaş meyve-sebze dışsatımının yarısına
yakındı. Ve bu satışın önemli bölümünü domates oluşturuyordu.
Ancak 24 Kasım
2015’de Rus uçağının düşürülmesiyle işler değişti. İçte yöneticilerimiz
“düşürdük, bir daha düşürürüz” diye böbürlene dursun, Putin net bir dille yaptığına pişman olacağını belirterek Türkiye’ye
ambargo uygulamaya başladı. Türkiye de geçtiğimiz Mart ayında buna bir karşılık
verme niyetiyle, Rusya’dan buğday almamaya karar verdi. Peki, bu işe yaradı mı?
Soçi
görüşmelerinden sonra açıklama yapan Rusya Başbakan Yardımcısı Arkadiy
Dvorkoviç birkaç gün içinde Türkiye’nin buğday almaya başlayacağını ama domates
yasağının en az 3-5 yıl daha süreceğini belirtti. Rusya, kendi tarımını
geliştirmek için dağıttığı krediler geri dönene dek dışarıdan tarım ürünü
alımını kısıtlıyordu. Şu an gereksinim duyduğu kadar domatesi başka ülkelerden
alıyordu. Suriye’de iktidarın denetimindeki bölgeler başlıca dışalım
kaynağıydı. Öte yandan Polonya, Azerbaycan, Nahcivan gibi ülkelerden de alım
yapıyordu. Türkiyeli ihracatçıların verdiği bilgiye göre bu ülkeler Türkiye’den
aldıkları domatesi Rusya’ya satıyorlardı. Ama bu, domates dışsatımındaki
gerilemeyi önlemeye yetmiyordu. Bu yıl 367 milyon dolar olması beklenen toplam
domates dışsatımının gelecek yıl 238 milyon dolara düşeceği tahmin ediliyordu.
Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın domatesimizi övmesine, sayısız görüşmelere ve hiç olmazsa Rusya’da
sera domatesinin çıkmadığı kış aylarında ambargonun kaldırılmasının
önerilmesine rağmen sorun çözülemedi. Tayyip Erdoğan döndüğünde bir
konuşmasında çiftçilerimize “siz de ne yapacaksınız, bu tür ambargolara karşı
ürününüzü soğuk hava depolarında saklayacaksınız” diye yol göstermek zorunda
kaldı…
Konuyla ilgili
kaynaklara baktık, soğuk hava depolarında yeşil domates en çok 1 ile 3 hafta
arası, kırmızı domates ise 4 ile 7 gün bekletilebiliyor. Yani elma, ayva gibi
aylarca bekletilmesi olanağı bulunmuyor. Satılmayan domatesi uzun süre
saklamanın yolu, salça yapmak ya da
kurutmak. Bu da tarla domatesi için geçerli, sera domatesi için değil…
Ama “zararın
neresinden dönülürse kardır” zihniyetiyle hareket eden üretici, ambargonun
uygulanmaya başlandığı ilk aylarda domatesini öfkeyle yollara döktükten sonra,
domates yetiştirmekten vazgeçti. İlgili bakan ve bürokratlar her ne kadar “kış
uzun sürdü, soğuk oldu, bu yüzden yeterli domates üretilemedi” deseler de,
bugün pazarlarda fiyatı 5 ile 12 TL arası değişen domatesin bu kadar pahalı
olmasının nedeni üretim yetersizliğidir. Türkiye’de ekonominin diğer alanları gibi
tarım da liberal düzene uydurulmuş, devlet planlaması ve desteği kaldırılarak
üretimin piyasa tarafından yönlendirilmesine karar verilmiştir. Bu yüzden her
yıl bazı ürünler az yetiştirildiği için yüksek fiyatla satılırken, diğerleri
zarar edildiği gerekçesiyle tarlalara dökülür. Ertesi yıl durum tam tersine
döner ve herkes yüksek fiyata satılan ürün yetiştirmeye yönelir ve bu kez
oradakiler zarar ederler…
Bu düzen,
piyasanın sanki bir aklı varmış ve ekonomi kendiliğinden bunun sayesinde yönünü
bulabilirmiş gibi savunan akılsızların eseridir. Böylece uzun vadede dengeli ve
sağlıklı ürün yetiştiriciliği yerine kısa vadede köşeyi dönmeye odaklı bir
tarım gelişmiştir. Dolayısıyla gübre ve ilaç tüketimi artmış, çiftçiler bunları
üreten şirketlerin ağzına bakar hale gelmişlerdir. Kimi üretici
belirsizliklerden kurtulmak için büyük tarım şirketlerinin anlaşmalı ürünlerini
yetiştirmeye razı olmuş, bu kez de kendi tarlasında onların ücretli işçisi gibi
çalışmak durumuna düşmüştür. Liberalizmin beşiği ülkelerde bile bu kadar
başıboş bir tarım ve hayvancılık yoktur. Bu ülke buğdayın anavatanı olduğu
halde dışarıdan saman alıyor. Ortalama yüksekliği bin metre dolayında olan ve
hayvan yetiştiriciliğine son derece uygun bir konuma sahip Anadolu Platosunda,
dünyanın en pahalı etini yiyoruz…
Gelelim Soçi
görüşmelerinde “domates hariç anlaşıldı” denilen konulara… Görüşme yeri olarak
Soçi’nin seçilmesi bile rastlantı sayılmamalıdır. Çünkü bu küçük ve tarihi
Karadeniz kenti yakınlarında 1864 yılında büyük bir savaş yaşanmış, Kafkasları
işgal etmeye çalışan Çarlık Rusyası burada Çerkezleri yenilgiye uğratarak
katliam yapmıştır. Sonuçta Çerkezler yurtlarını değil, dinlerini tercih etmiş
ve Halifenin gölgesine sığınmak amacıyla Osmanlı topraklarına doğru
göçetmişlerdir. O zaman sürgün gelenlerin çocukları, bu katliamın anısına 2014
Soçi Kış Olimpiyatlarının açılış törenine gitmemesi için, zamanın Başbakanı
Erdoğan’a çağrı yapmışlardı… Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir kez daha Çarlık
Rusyasının anılarını yaşatmaya hevesli Putin’le bu kentte görüştü…
Görüşmenin
yalnızca manevi değil, maddi bakımdan da Rusya’nın üstünlüğü altında geçtiğini
söyleyebiliriz. Bilindiği üzere en önemli konu, Suriye ile ilgili olarak Rusya,
İran, Türkiye arasında imzalanan mutabakat metniydi. Buna göre Suriye’de
“çatışmasızlık bölgeleri” denilen dört ayrı bölge üzerinde anlaşıldı. Buralarda
herhangi bir sorun yaşanmaması için Rusya, İran ve Türkiye garantör olarak
birlikte çalışacaklar. Bu bölgeler arasında, Halep’ten sürülüp çıkartılan Esat
karşıtı grupların toplandığı İdlib de bulunuyor. Şimdilik Türkiye bunu bir
kazanç sayıyor. Ayrıca ABD böyle bir anlaşmada yeralmadığı için, Türkiye’nin
önemli bir diplomatik görev üstlendiği bile söylenebilir. Acaba öyle mi?
Putin
Erdoğan’dan önce iki önemli liderle daha görüştü. Konunun mutabakat metniyle
ilgili olduğuna şüphe yok. Biri, Avrupa’nın lideri konumundaki Almanya
Başbakanı Angela Merkel’di. Merkel Soçi’ye geldi ve yüzyüze görüştüler. Almanya
her zaman Rusya ve ABD arasında arabulucu gibi davranıyor. Diğeri ise elbette
Donald Trump’dı. Putin, Erdoğan’la görüşmesinden bir gün önce telefonda
Trump’la konuştu. Bu durumda Türkiye, dünya politikasına yön verenlerin
üzerinde anlaştığı bir mutabakata imza atmış oldu. Zaten Soçi’de “domates hariç
her konuda anlaştık” diyen de Türkiye tarafı değil, Putin’di… Oysa domates
sorunu dahi çözemeyen Türkiye, iç ve dış zorunluluklar nedeniyle bir mutabakat
metnine imza atmıştı…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.