“Nehirden denize kadar” diye tarif eder ülkelerini Filistinliler. Bununla kastettikleri, Ürdün nehri ve Akdeniz arası topraklardır. Ülke haritası Filistin’in kurtuluşu için direnen bütün örgütlerin amblemlerinde yer alır. I. Paylaşım Savaşı sonrası emperyalizmin desteğiyle dışarıdan Yahudi nüfus taşınan ve II. Paylaşım Savaşının ardından İsrail'in kurulduğu bu topraklarda, Filistinliler çağımızın en uzun ulusal kurtuluş mücadelesini veriyor. Geçtiğimiz günlerde bu mücadele çerçevesinde iki olaya tanık olduk. Biri Filistinli tutsakların açlık grevi, diğeri Hareket el Mukaveme el İslamiye’de (kısa adıyla Hamas) yaşanan değişikliklerdi.
İsrail
zindanlarındaki 6 bin 500 Filistinli tutsaktan 2 bin kadarı, 17
Nisan’dan bu yana açlık grevindeler. Mahkûmiyet koşullarının
hafifletilmesi ve aileleriyle görüşme kolaylığı talep
ediyorlar. Eylem, 2000 yılındaki İkinci İntifadanın lideri ve El
Fetih’in silahlı gücü El Aksa Tugayları komutanı Mervan
Barguti’nin çağrısıyla başladı. Ne zaman biteceği
bilinmiyor. İsrail direnişi kırmak için bir yandan mahkûmlar
üzerindeki baskıları arttırırken, diğer yandan psikolojik savaş
sürdürüyor. Örneğin hapishane duvarlarının dibinde mangal
partisi düzenlemek bunlardan biri. Ayrıca geçenlerde hücrede
gizlice çekilmiş ve ne olduğu anlaşılamayan bir görüntüye
dayanarak Barguti’nin açlık grevine uymadığı, gizlice bir
şeyler yediğini iddia etti. Barguti’nin avukatı ise 2 yıldır
görüştürülmediklerini, eğer görüş izni verilirse haberin
aslının ne olduğunun hemen ortaya çıkacağını öne sürdü.
Yasak kaldırılmadı tabi... İsrail her zamanki gibi dünyanın
dört bir yanındaki zalimlere örnek olacak baskı yöntemleri
deniyor, geliştiriyor ve ihraç ediyor…
Direniş sürerken,
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal 1 Mayıs'ta Katar’ın
Başkenti Doha’da Hamas’ın yeni “siyaset belgesini”
açıkladı. 42 maddeden oluşan belge, 1987 Birinci İntifada
sonrası Gazze Şeridinde bir mülteci kampında açıklanan 36
maddelik ilk belgeye göre bazı önemli farklar içeriyordu.
Bunların en önemlisi, İsrail’in devlet olarak tanınmamasına
rağmen muhatap alındığının ve 1967’de işgal ettiği
topraklardan çekilmesi karşılığı görüşülebileceğinin
belirtilmesiydi. 1987’deki kuruluş bildirgesi niteliğindeki
metinde dini söylemlere geniş ölçüde yer verilirken, ikincisine
yalnızca Besmeleyle başlanıyor ve siyaset dili tercih ediliyordu.
Diğer önemli bir yenilik ise, mücadelenin Yahudi halkına karşı
değil, bu halkı da kendi çıkarları için kullanan Siyonizme
karşı verildiğinin vurgulanmasıydı. Ayrıca Filistin Kurtuluş
Örgütü Filistinlilerin çatı olarak kabul ediliyor ve demokratik
seçimlerle varlığını sürdürmesi gerektiği belirtiliyordu.
Kısacası Hamas İsrail’le görüşmeyi kabul ediyor ve tüm
Filistin’in kurtuluşu davasından vazgeçmemekle birlikte geçici
olarak iki devletli bir çözüme razı olabileceğini açıklıyordu.
Elbette Filistinli mültecilerin geri dönmesini, onlara ait olup
Yahudi yerleşimcilere verilen topraklarının iade edilmesini ve
tazminatlarının ödenmesini de istiyordu. Hamas yeni siyaset
belgesinde, kendini dikkatli bir dille El Kaide gibi cihatçı
örgütlerden ayırıyor, eskisi gibi kendini Müslüman Kardeşlerin
bir kolu olarak ifade etmiyor ama görüşlerini paylaştığını
belirtiyordu.
Siyaset belgesinin
yankıları sürerken, Doha’da örgütün kendi içinde yaptığı
bir seçimle Meşal’in 20 yılı aşkındır yürüttüğü
başkanlık görevine örgütün ikinci adamı olarak bilinen İsmail
Haniyye getirildi. Meşal zaten geçtiğimiz Eylül'de görevi
bırakacağını açıklamıştı. Yeni siyaset belgesi bir anlamda
Meşal’in örgüte mirası gibiydi. Meşal açıkladıkları yeni
anlayışın Filistin sorununun çözümü için ABD başta olmak
üzere bütün taraflara bir fırsat sunduğunu vurguluyordu.
Belgenin hazırlanması için 4 yıl çalışılmıştı. Uzun
süreden beri çeşitli çevreler tarafından hakkında konuşulmasına
rağmen bu kadar gecikmesinin nedeni, örgüt içindeki uzlaşma
arayışlarıydı. Çünkü Sünni inancına dayanan örgüt, aynı
zamanda bölgede İsrail'in en büyük düşmanı durumundaki İran’la
da iyi ilişkiler sürdürüyordu. Meşal ve Haniyye’nin temsil
ettiği kanat Katar, Türkiye, Suudi çizgisine yakınken; Musa Ebu
Marzuk ve Mahmut Zahar kanadı İran’a yakındılar. İran Hamas’a
her zaman silah ve para desteğinde bulunuyordu. Buna karşılık
para ve uluslararası diplomasi desteği için Türkiye ve Katar
vazgeçilmez öneme sahipti. Bilindiği üzere Suriye iç savaşı
başlayana dek Hamas’ın komuta merkezi Şam’daydı. Daha sonra
bir süreliğine Türkiye’ye taşındıysa da, İsrail’le varılan
anlaşmaya bağlı olarak Türkiye topraklarının İsrail’e
saldırı hazırlığı için kullanılamayacağı gerekçesiyle
Hamas'ın yeni merkezi Katar oldu.
Siyaset metni
Türkiye ve Batılılarca olumlu karşılandı. Zaten Dışişleri
Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Ocak 2015’de Hamas’ın eski
çizgisinden uzaklaşarak siyasi bir çözüm için İsrail’le
görüşmelere razı edildiğini açıklamıştı. Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın 16 Mayıs’ta ABD Başkanı Trump’la görüşmeden
önce elinde Filistin sorununun çözümü için Hamas’ı razı
ettiğine ilişkin bir kanıt bulunması, büyük bir avantaj gibi
görünüyordu. Böylece sorun yumağı olan Arap Yarımadasına bir
türlü Suriye, Mısır, Irak, Yemen üzerinden giremeyen iktidar
Filistin sorunu çerçevesinde bir fırsat yakalamaya çalışıyordu.
İran metnin kısa
vadede Filistin davasına zarar verse de uzun vadede düzeltileceğini
öne sürdü. Tahran’daki Hamas sözcüsü direniş çizgisinin
sürdüğünü ve önemli bir değişiklik olmadığını
vurgulayarak, metinde kendi kanatlarının belirleyici olduğu
cümlelere dikkat çekti.
El Fetih,
kendilerinin 43 yıl önce söyledikleri noktaya Hamas’ın ancak
geldiğini ve bugüne dek iki devletli çözümden yana oldukları
için “işbirlikçi” olarak nitelendirilmeleri nedeniyle şimdi
Hamas’ın kendilerinden özür dilemesi gerektiğini söyledi.
Bugünlerde FKÖ lideri Mahmud Abbas da Trump'la görüşecekti.
Çeşitli yorumlarda, Hamas’ın bu açıklamayla Batıdaki
görüntüsünü düzelterek Abbas'tan rol çalmaya çalıştığını
öne sürdüler. Bilindiği üzere Hamas hala ABD tarafından
“terörist örgüt” sayılıyor ve işbirliği içindeki şirket
ya da bankalara ambargo uygulanıyordu. Karel Valansi T 24 haber
sitesindeki yazısında, sırf bu korku yüzünden Halid Meşal’in
siyaset belgesini açıklamasına Katar İntercontinental otelinin
izin vermediğini ve açıklamanın Sheraton salonlarında
yapıldığını yazıyordu. Bu bile sokak isyanları içinde doğan
örgütün zamanla nereye evrildiğini görmek bakımından
önemliydi…
Elbette İsrail
belgeyi inandırıcı bulmadı. Başbakan Netanyahu basın
toplantısında belgeyi sembolik olarak yırtıp çöp kutusuna attı.
Ancak bu göstermeliktir. Çünkü Arap Yarımadasında olaylar
İsrail’in istediği gibi gelişmiyor. En büyük düşmanı Saddam
yıkıldı ama yerini daha kararlı bir düşman olan İran aldı.
Yine başka bir düşman Esat çok büyük darbeler yemesine rağmen
hem İran’la bağlarını güçlendirdi, hem de bir denge unsuru
olan Rusya’nın tam desteğini aldı. İsrail ordusunu yenen tek
güç olan Hizbullah hala Lübnan’da belirleyici durumda. Yetmezmiş
gibi Yemen’de de Suudiler Şii bağlantılılı Husiler karşısında
hezimete uğruyor. Kısacası bölgede İran etkisi artıyor.
İsrail’in Türkiye ve Körfez ülkelerinin desteğine ihtiyacı
var. Bunun yolu da Filistin’de bir uzlaşma adımı atmak gibi
görünüyor. Dolayısıyla İsrailli yetkililerin şimdilik çöpe
atar göründükleri siyaset belgesi üzerinde aslında ciddi bir
çalışmaya girdikleri ve bir süre sonra bunun işaretlerinin
görüleceği düşünülebilir.
ABD, Rusya, AB ve BM
Filistin’de iki devletli çözüm için uzun süredir taraflar
üzerinde baskı uyguluyor. ABD bir an önce bölgedeki sorunları
aşarak, Çin’le kozlarını paylaşmak üzere yüzünü Pasifik’e
dönme derdinde. Büyükler sayısız hesaplar içinde çekişirken,
İsrail zindanlarındaki Filistinli esirler en temel hakları için
direnmeye devam ederek ve bu amaçla aç yattıkları bir geceyi daha
geride bırakıyorlar…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.