Katar, Arap Yarımadasından Basra Körfezine doğru uzanan bir yarımada. Biricik kara bağlantısı, Suudi Arabistan'la 87 km.lik bir sınırdan oluşuyor. 1. Dünya Savaşı sonrası emperyalistler Arap Yarımadasını paylaşırken, o sırada en değerli sömürgesi olan Hindistan yolunu güvenceye almak için uğraşan İngiltere Basra Körfezi çevresiyle birlikte Katar'ı da savaşın mağlubu Osmanlı'dan devralmış. Katar 1971'de anlaşmalı biçimde bağımsızlığını ilan edene dek İngiltere'nin sömürgesi olarak kalıyor. Bugün Rusya ve İran'dan sonra dünyanın üçüncü büyük doğal gaz üreticisi olan bu ülke, geçen haftadan bu yana uluslararası düzeydeki yeni bir sorunun odağı olmuş durumda. Bir süredir Arap halklarının her türlü sorununa karışan ülkemiz yöneticileri doğal olarak bunun da içinde ve tarafı halindeler...
Suudi Arabistan'ın (SA) başını çektiği ve Mısır, Bahreyn,
Birleşik Arap Emirliklerinin (BAE) en önemli destekçileri olduğu
bir grup ülke, Katar'ı "teröristlere destek olmak ve İran'la
askeri-ticari yakınlık kurmakla" suçluyorlar. Bu gerekçeyle
Katar'a abluka uyguluyorlar. Şu an Katar dünyayla İran dışında
hava ya da deniz bağlantısı kuramıyor. Gıda başta olmak üzere
acil gereksinimlerini İran üzerinden sağlıyor. Türkiye de
gerekli malzemeyi İran üzerinden yolluyor. SA'nın iddialarını
ABD de desteklemekle birlikte, uygulanan ablukanın yumuşatılmasını
istiyor. Rusya, Almanya, BM uzlaşma çağrıları yapıyor. Katar da
uzlaşmaya hazır olduğunu belirtiyor.
Katar kendine karşı olan diğer Arap ülkeleri gibi monarşiyle
yönetiliyor olsa da, nispeten liberal bir ülke. Bilindiği üzere
El Cezire televizyonu Katar'dan yayın yapıyor. "Arap baharı"
olarak adlandırılan isyanlarda bu televizyonun rol oynadığı,
koltuğundan endişe eden birçok Arap yönetici tarafından sıklıkla
dile getirilmişti. Bu nedenle Katar, medya üzerinden Körfez
ülkelerindeki Şii nüfusu kışkırttığı gerekçesiyle uzun
süredir komşu yöneticilerce suçlanıyor. Nitekim 2014'de de SA
öncülüğündeki aynı koalisyon Katar'la diplomatik ilişkilerini
askıya almış ve sorun 8 ay sürmüştü. Bugün aynı sorunun
tekrar gündeme geldiği görülüyor.
Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz günlerde Trump ilk ABD dışı
gezisini SA'a yapmış ve 380 milyar dolarlık silah satışının
yanı sıra 200 milyar doları aşan bir ekonomik işbirliği
anlaşması imzalamıştı. İran'ın bölgede giderek daha etkin
hale gelmesine karşı bir tür "Arap NATO'su" için adım
atılmış ve Trump hem İran'la yakınlaştığı, hem de terörü
finanse ettiği gerekçesiyle Katar'ı suçlamıştı.
Riyad'da bu gelişmeler yaşanırken Katar da boş durmadı. 23
Mayıs'ta Katar'ın resmi haber ajansı QNA, Katar Emiri Şeyh Tamim
Bin Hamid Es-Sani'nin askeri okul mezuniyet töreninde yaptığı
iddia edilen bir konuşmanın haberini yayınladı. Özetle İran'a
karşı izlenen düşmanlık politikası eleştiriliyor, Arap
monarşilerinin ABD ile birlikte "terörist" saydığı
İhvan (Müslüman Kardeşler) ve Hamas "direniş örgütleri"
olarak nitelendiriliyor, Trump'ın Beyaz Saray'da uzun süre
oturamayacağı belirtiliyordu.
Elbette
Riyad'dakiler bu habere büyük tepki gösterdiler. Katar hemen bir
açıklamayla haberi reddetti ve siber saldırı altında
olduklarını, yapılmayan bir konuşmanın yapılmış gibi
gösterildiğini öne sürdü. Ancak SA tarafı buna ikna olmadı. El
Cezire'nin yayınları yasaklandı, diplomatlar geri çekildi ve
Mısır hariç, diğer Arap ülkeleri Katar'daki yurttaşlarını
geri çağırırken, ülkelerindeki Katarlılara da evlerine
dönmeleri için iki hafta süre tanıdılar.
Katar
şaşkınlık içindeydi. Terörizmi desteklediği iddialarını
reddediyor, tam tersinin geçerli olduğunu kanıtlamak için
hakkındaki iddiaların baş mimarlarından biri olan BAE Washington
Büyükelçisi El Yusuf el-Uteybe'nin maillerini yayınlıyordu. Ama
bu kördöğüşünün bir anlamı olmuyordu. Çünkü önemli olan
SA'nın Katar'la ilgili iddialarının doğruluğu-yanlışlığı
değildi; sonuçta bu tutum, kuzuyu yemeye niyetlenen kurdun bahane
üretmesinden farksızdı...
Bu
sırada dünya kamuoyu da Trump'ın Katar karşıtı söylemleri
yüzünden şaşkınlık içindeydi. Çünkü ABD'nin Katar'da 10
binin üstünde personel çalıştırdığı önemli bir askeri üssü
bulunuyordu. Terörist olarak nitelendirilen IŞİD ve El Kaide
mevzilerine en çok bu üsten saldırı yöneltiliyordu. Hal
böyleyken Katar'ın "teröristleri desteklediği" nasıl
söyleniyordu?
Bunun
gerekçesi Financial Times gazetesinin 6 Haziran tarihli haberinde
açıklanmaya çalışılıyordu. İleri sürüldüğüne göre Katar
kraliyet ailesinden birileri Irak'ın güneyinde av yaparken cihatçı
örgütler tarafından rehin alınmış ve bunların iadesi için de
İran bağlantılı Şii grupların ellerindeki cihatçı esirlerle
takas yapılmış, bu amaçla hem İran'a, hem Şii gruplara ve hem
de cihatçılara toplam 1 milyar dolar civarında fidye ödenmişti.
İşte Katar'ın "teröristleri finanse ettiği" iddiaları
buna dayanıyordu.
Elbette
bu geçerli bir gerekçe olamazdı. Öncelikle Suriye'dekiler başta
olmak üzere cihatçı örgütleri başta Suudiler olmak üzere bütün
körfez ülkeleri destekliyordu. Katar'ın asıl suçlanma nedeni,
Hamas ve İhvan gibi parlamenter düzeni savunan İslamî örgütleri
desteklemesiydi. Bunların her ikisinin yöneticileri de Katar'da
bulunuyorlardı. (Sorunun ardından bir kısmı Katar'dan ayrıldı.)
Arap monarşileri, İslamiyetin parlamenter düzenle de barışık
olduğuna ilişkin her türlü örneği şiddetle reddediyordu.
Katar'ı asıl "terörist desetkçisi" olarak
nitelendirmelerinin nedeni buydu.
Elbette
gerilim nedeniyle ham petrol fiyatlarında yüzde 2 düzeyinde bir
yükselme oldu. Bu, petrol fiyatları düşük olduğu için
ekonomisinin zor duruma düştüğünü öne süren SA'nın işine
geldi. Öte yandan Katar sıvılaştırılmış doğal gazın büyük
bölümünü Japonya, Çin ve Hindistan'a satıyordu. Ama uygulanan
abluka nedeniyle satışlar gerçekleşemiyordu. Japonya, önümüzdeki
günlerde gaz fiyatlarında bir artış olabileceği yönünde
açıklamalar yaptı.
Ama
yaşanan sorunun en çok etki yarattığı ülke herhalde Türkiye
oldu. Böylelikle ülkemiz kamuoyu Katar-Türkiye arası askeri ve
ticari ilişkiler hakkında da bir parça bilgi edinebildi. Bilindiği
üzere iki ülke arasında 2015 yılında bir askeri anlaşma
imzalanmış ve Türkiye uzak bir ülkedeki ilk askeri üssünü
Katar'da kurmuştu. Ancak uluslararası anlaşmaların geçerlilik
kazanması için TBMM'de onaylanması gerekiyordu. Geçen hafta bu
onay alel acele gerçekleştirildi. Anlamı, Türkiye'nin Katar
tarafını seçtiğini göstermesiydi. Bu arada sözlü olarak
Suudilere de uzlaşmacı olması önerilerinde bulunuldu ve
arabuluculuk teklif edildi. Ancak olayın gelişimi bile artık
Türkiye'nin Arap Yarımadasında önemli rol oynayamayacağını
gösterdiği için, bu teklifin karşılık bulması zor görünüyor...
Türkiye
Suudiler yerine neden Katar'ı seçti? Ekonomi uzmanları SA-Türkiye
ilişkisinin daha çok mal takasına dayalı olduğunu, buna karşılık
Katar'la karşılıklı yatırım ilişkileri içinde bulunulduğunu
belirtiyor. SA'dan petrol alıp çeşitli mallar veriliyor. Oysa
Katar'ın Türkiye'de yaklaşık 19 milyar dolarlık yatırımı var.
Bunlar arasında bankalar, emlak, yayıncılık yer alıyor.
Türkiye'den giden inşaatçıların da Katar'da toplam 13 milyar
dolarlık taahhütü var. Bilindiği üzere Katar 2022 Dünya Futbol
Şampiyonasına evsahipliği yapacak. Bu amaçla 8 stadyum inşaatı,
liman, konaklama vs. Inşaat çalışmaları var. Benzer bir durumda
olan Pakistan da Katar'a 20 bin kişilik bir askeri birlik göndermeye
hazırlanıyor. Bunlar dışında ülkede bir Fransız askeri üssü
olduğunu da hatırlatalım...
Yöneticilerimizin
Katar konusunda gösterdikleri bu duyarlılık, son zamanlarda ülkeye
nereden geldiği belli olmayan milyarlarca doların kaynağının da
Katar olabileceğini düşündürtüyor. Yüksek faiz, borsa ve emlak
işine yatırılan bu paralar karşılığında, Katar'ın korunması
üstleniliyor... Bütün bunlar "sıfır sorun" diye diye
Suriye'nin iç işlerine karışılmasıyla başlayan ve "yanlışlar
komedisi" haline gelen bir dış politikanın sonucu değil
mi?...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.