"Yol insanı değiştirir, bir kere yürümeye başlayan, yolun başındaki kişi değildir artık" diye bir söz var. Kim demiş, bilmiyorum. Güçlüklerle savaşma ve engelleri aşarak ilerlemenin, yürüyen üzerindeki olgunlaştırıcı etkisi bakımından doğru bir söz. Ama kendi yaptığı yolu tekrar tekrar katedenler için de geçerli mi? Tümseği aşınca nasıl bir düzlüğe ulaşacağını, dönemecin ardında kendini nasıl bir manzaranın beklediğini önceden biliyor olmak, insana ne katar?
Kapalı devre yürüyüş parkurunu dolanıp durarak ancak spor
yapılır ve ter, kilo, sıkıntı gibi orta-sınıf kentli yaşam
tarzının yüklerinden kurtulunur. Gerçek bir değişim ancak bu
tür parkurların ve spor olsun diye yapılan işlerin dışına
çıkarak mümkün olabilir...
Tabi buradan hareketle, Yeni Şafak gazetesi yazarı Kemal Öztürk
gibi, 69 yaşındaki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun
günde ortalama 18-20 km yürümesi üzerine sportif öğütler verme
densizliği gösterecek değiliz. Öztürk 16 Haziran tarihli "Gandi
yürüyüşünün teknik tarafı" başlıklı yazısında güya
eleştirecek ya, sınırlı sportif amaçlı yürüyüş deneyimiyle
Kılıçdaroğlu'nun nasıl ayakkabı, çamaşır giymesi
gerektiğini, "oruç tutamayacağına göre" vurgusu da
yaparak ne yiyip içeceğini, asfaltta yürümenin zararlarını
filan anlatıyor. Havuz medyasının diğer pek çok yazarı gibi de,
"Gandi" üzerinden güya siyasi eleştiri getirmeye
çalışıyor. İster istemez, bu yazarların hepsinin de
birbirlerinden kopya çekmiş gibi Gandi'nin 1930'daki "Tuz
yürüyüşü" örneği üzerinden fikir geliştirmeye
çalıştığını gördükçe şaşırıyoruz! Toplumsal olaylar
karşısında neden hep aynı yanıtları veriyorsunuz, sorular mı
çalındı yoksa?
Tabi havuz medyasının Gandi'yi överek Kılıçdaroğlu'nu "çakma
Gandi" diye nitelendirmesi yalnızca kendi fikrî başarısı
değil, buna çanak tutan Gürsel Tekin oldu. Enis Berberoğlu
hakkındaki tutuklama kararının ardından Kızılay'da toplanıp
Ankara'dan İstanbul'a doğru yürüyüşe geçileceğini duyururken,
Tekin "Gandi, sokağa indi" diye bir slogan ortaya attı.
Uzun süredir CHP'nin propaganda üreticileri, Genel Başkanlarının
yüz hatlarının Hindistan'ın kurucu lideri Mahatma Gandi'ye
benzerliği üzerinden siyasi çağrışımlar yaratmaya çalışıyor.
Bizim bildiğimiz, genel başkanlar partilerinin dayandığı toplum
kesimlerinin iktidar karşısındaki konumu üzerinden siyaset yapar.
Böyle bir gereklilik varken siyasi çizgiyle yüz çigilerini
karıştırmak, olsa olsa bir siyasetsizlik ifadesi sayılabilir.
Şimdilik çarpık da olsa bir siyasi dengenin iki ucunda yer alan
iktidar ve CHP muhalefeti, karşılıklı olarak siyasetsizliğin
siyasetin yapıyorlar...
Gandi, emperyalizmin sömürgelerinde isyanların yükseldiği ve
bağımsızlık savaşlarının birer birer zafere ulaştığı bir
dönemde "barışçı mücadeleyi" savunan bir liderdi.
Dolayısıyla milyonlarca etnik, dinsel farklılığa sahip halk
yığınlarının İngiliz sömürgeciliğine karşı taşla,
sopayla, kılıçla, okla, yayla, mızrakla savaştığı bir ülkede
Gandi tarzı mücadele, sömürgecilerin de işine geliyordu. Çünkü
eski dönemlerde olduğu gibi ülkeleri askerî işgal yoluyla değil,
sermaye ihraç ederek ve işbirlikçiler yaratarak sömürmeyi
planlıyorlardı. Nitekim İngiltere II. Dünya Savaşı sonrası
başka sömürgeleriyle birlikte Hindistan'ın da bağımsızlığını
tanıdı. Ama Hindistan hala emperyalist sömürüden kurtulamadı.
Kendini Gandi'ye benzetmek çok hayırlı bir şey değil yani...
Öte yandan Yeni Şafak yazarlarından İsmail Kılıçarslan'ın 17
Haziran tarihli "Bastille, tuz yürüyüşü ve dandik Gandi"
başlıklı yazısındaki gibi kurusıkı atıp tutanlar da, bir
inanç sahibi olarak azıcık düşünmeli. Sonuçta Gandi'nin
barışçı çabaları Hindistan'daki Müslümanların ayrılarak
Pakistan'ı kurmasına engel olamadı ve böylece dünya emperyalist
sistemi karşısında mazlum halklar biraz daha bölündü. Bunun
sorumlusu yalnızca Hindular vs. değil, dinsel temelde bir ülke
yaratmaya ve böylece iktidar sahibi olmaya çalışan Pakistanlı
bazı İslamcılardı. İnsan kendi yandaşlarının da bir parçası
olduğu tarih hakkında konuşurken onu bunu suçlayarak kendi
sorumluluğunu unutmaya, unutturmaya kalkışmamalı...
CHP, Genel Başkanı öncülüğünde yürüyor. Parti yandaşı ya
da liberal demokrat yazarlar, Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasının
hukuksuz olduğunu yazıyor. Bunlardan uzun uzadıya bahsetmek
gereksiz, kısaca hukukçu-gazeteci ve liberal demokrat Taha Akyol'un
16 Haziran tarihli Hürriyet'teki yazısından bahsedeceğim. Akyol
yazısına "gazeteci ve milletvekili Enis Berberoğlu'nun 25 yıl
ağır hapis cezasına çarptırılması yıllarca tartışılacak
bir karardır" cümlesiyle başlıyor. Ve konuyu etraflıca
irdeledikten sonra, "Berberoğlu hakkındaki casusluk ve örgüt
suçlaması, Yargıtay'ı bilmem ama AYM'den, en fazla AİHM'den
dönecektir; öyle olmazsa "ben hukuk okumamışım" diye
burada yazacağım" diyor. Fazla söze gerek var mı?
Güvenilir bir gazeteci, iyi hukukçu ve zengin siyasi deneyime sahip
birinin bildiğini Berberoğlu hakkında böyle bir karar verenler
bilmiyor olabilir mi? Elbette olamaz. Öyleyse Berberoğlu'nun nasıl
olsa bırakılacağı düşüncesiyle tutuklanmış olması mümkün
müdür?
Sorunun pek çok yanıtı var. Olasılıklar üstüne akıl yürütmek
bizim işimiz değil. Bu "spekülasyon", yani boş laf
üretmek olur. Biz yine gerçeklere dönelim. CHP muhalefeti de bu
durumun er geç düzeltileceğini gördüğü için durmadan iktidara
hukuk dersi vermeye çalışıyor ve maçın bundan sonraki devresine
önde girmeye çalışıyor. Zaten eylemine "adalet yürüşüyü"
demesi de bu yüzden. Eğer Berberoğlu davasında adil bir sonuca
ulaşılacaksa, bu zaten yürürlükteki hukuk çerçevesinde
olacak. İşte CHP'nin "karar hukukî değil siyasî"
demesini de bunu gözönünde tutarak anlamak gerekiyor.
Evet, Berberoğlu kararı siyasîdir. Belirtildiği gibi bir suç var
mı yok mu, olsa bile karar kesinleşmeden kaçma şüphesi
bulunmayan birini tutuklamak doğru mu diye akıl yürütmeden önce,
bir milletvekilinin milletvekilliği TBMM'de düşürülmeden
tutuklanmasının nasıl mümkün olduğunu hatırlamak gerekir. Bunu 16 Haziran tarihli konuşmasında Binali Yıldırım
şöyle diyerek yapıyor: "Sayın
Kılıçdaroğlu şunu unutmuş gözüküyor, şimdi milletvekiline
sahip çıkmasını normal karşılayabiliriz ama unutmasın ki
TBMM'nde bu dokunulmazlıklar kaldırılırken, Enis Berberoğlu da
dahil, kalkması yönünde olumlu oy kullanan Cumhuriyet Halk
Partisi'dir. Bütün partilerin, HDP hariç, oylarıyla
dokunulmazlıklar kalkmıştır. Dolayısıyla bu dokunulmazlıkların
kalkmasının sonucunun yargılama olacağını Sayın Kılıçdaroğlu
baştan biliyor. Onun için şu anda gösterdiği tepki çok anlamlı
değil, doğru da değil."
Yani
şimdi üzerinden yürüdüğü siyaset yolunun taşlarının döşenmesinde
CHP de gayret göstermiştir. CHP kendi dışındaki muhalif
kesimlerin sözcüsü olmayı düşünmemiş, hatta onların
bastırılmasında iktidara destek olmuştur. Oysa demokrasi uzay
boşluğunda uçuşan şekilsiz bir gaz değildir. Yenikapı
mitinglerinde iktidarla birlikte olarak değil, iktidarın toplum
üzerindeki haksız uygulamalarına karşı halkın içindeki
mağdurlarla birlikte savunulur. Bugün kendi mağduriyeti üzerinden
toplumdaki bütün mağdurları hatırlıyor gibi yapmasına
inanmamız için, ezici bir çoğunluğunun adaletin güçlüden
yana olduğunu düşündüğü bir toplumda "adalet"
sözcüğünden daha inandırıcı bir şeyler söylemelidir.
Yaşanılan durumun siyasi anlamı bize göre şu olabilir:
Referandum kazanılmış ama aradaki küçük oy farkı iktidara
istediği hareket rahatlığını vermemiştir. Bu yüzden yalnızca
kendi dışındakilerin değil, yanındakilerin de muhalif
mırıldanmalarından rahatsızdır. Yönetim organları
arasındaki uyum yeterince sağlanamamıştır. Uluslararası güç
çevrelerinin yanı sıra TÜSİAD da gidişattan memnun değildir.
Biz bu tür çevreleri dayanak alarak iktidarı eleştirecek değiliz
elbette. Ama görünen durum budur. CHP kendi mağduriyeti üzerinden,
rejimi tekrar rayına oturtmaya ve aksaklıkları gidermeye talip bir
siyasi seçenek oluşturmayı deniyor. Bu yüzden "damat
tutuklamalarına" dahi karşı olarak, geniş bir cephe
oluşturmayı düşünüyor. İktidar ise, yönetim organlarının
hassas parçaları üzerinde her türlü tartışma ve eleştirinin
bir an önce bitmesi için çabalıyor. Yönetenler, eğer bu tür
eleştirilerin önü alınmazsa sıranın kendilerine geleceği
endişesi içindeler. Benzer bir endişeyi CHP muhalefeti de
taşıyor. Bu sınırlı ve hassas bir gerilimin dengesi. Bu yüzden
geniş halk yığınları olayı şimdilik temkinli ve uzaktan
izliyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.