Blog Arşivi

5 Mart 2017 Pazar

RAHATSIZLIK SORUNU


Geçen hafta, 25 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde Hande Fırat imzasını taşıyan ve "karargah rahatsız" başlığıyla çıkan haber, 15 Temmuz sonrası yaşanan pek çok olayın belki en önemlisiydi. Üstelik bu gelişme, 1997'de Necmettin Erbakan hükümetinin iktidardan uzaklaştırılmasıyla sonuçlanan 28 Şubat'ın yıldönümüne yakın günlerde yaşanıyordu. Haberin ardından Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı ve gazete birer açıklama yaptılar. Konu, hangi koşullarda yaşadığımızı bilmek bakımından üzerinde durmayı gerektiriyor.
Içinde ne söylenmiş ve yazılmış olursa olsun, "karargah rahatsız" demenin anlamını her ortalama gazete okuru bilir. Bu, askerin sivil siyasete müdahalesi anlamına gelir. Şimdiye dak yaşanan birçok örnekten hatırladığımız, hükümetler bu tür açıklamalara ya sessiz kalır, ya da yanıt verirler. Tuhaf olanı, bu açıklamanın bir darbe girişimine hükümetle birlikte karşı duran bir "karargahtan" geliyor oluşudur. Acaba böyle bir açıklama yapılmışmıdır?
Kısa şaşkınlığın ardından, sosyal medyadan başlayarak habere yoğun tepki gösterildi. İlk açıklama Başbakan'dan geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, 2 gün sonra Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'la birlikte Pakistan gezisine çıkarken konuştu ve olayı sert sözlerle "terbiyesizlik" olarak nitelendirdi. Birileri eski alışkanlıkla devlet kurumları arasına nifak sokmaya çalışıyordu. Tabi bu arada Karargah'tan da bir resmi açıklama yapıldı. Hürriyet gazetesi muhabirine "İletişim Daire Başkanlığı" tarafından 7 maddeyi kapsayan bir açıklamada bulunulduğu ve son günlerde kamuoyunda yer alan konulara ilişkin görüş belirtildiği anlatılıyordu. Ayrıca "karargah rahatsız" ifadesi kullanılmadığı da özellikle vurgulanıyordu. Ve bütün bunlar üzerine gazete de bir açıklama yaparak, demokrasiye bağlılığını vurguladı. Haber kesinlikle iktidarı yıpratmaya yönelik değil, tam tersine bazı muhalif yapratma girişimlerine karşıydı. Ancak Hürriyet seçilen başlığın "editoryal bir hata" olduğunu da kabul ediyordu.
Ortada bir haber ve bunun gazete, karargah, hükümet olmak üzere üç ayrı muhatabı vardı. Her üç çevre de ısrarla darbelere karşı, demokrasiye bağlı olduğunu belirtiyordu. Karargah ve hükümet yapılanın suç olduğunu, sorumlularının hesap vereceğini açıkladı. Savcılık hemen konuyla ilgili soruşturma başlattı. Hürriyet, gazetenin genel yayın yönetmeni Sedat Ergin'i görevden alarak, yerine Fikret Bila'yı getirdi. Ve bu haberin neden yapıldığına ilişkin yorumlar başladı...
Birçok yorum arasında, iktidara yakın gazetecilerin açıklamaları dikkat çekiciydi. Örneğin Milliyet gazetesi yazarlarından Nagehan Alçı 1 Mart tarihli yazısında, İzmir merkezli bir grup "sol Kemalist" askerin silahlı kuvvetlerde türbanın serbest bırakılmasından duyduğu rahatsızlığın böyle bir açıklamaya neden olduğunu ifade ediyordu. Alçı Hürriyet'i "vesayetçi" olarak suçuluyor ve yaptığı haberin gerekçesini şöyle açıklıyordu:
Bilindiği üzere 22 Şubat tarihli Milli Savunma Bakanlığı genelgesiyle orduda kadın subay ve astsubayların türban takabileceği duyuruluyordu. Böylece resmi kurumlar arasında türban yasağının sürdüğü son yer olan orduda da durum değişiyordu. Zaten geçtiğimiz Ağustos ayında orduevlerine türbanlı giriş yasağı bir yönetmelik değişikliğiyle kaldırılmış, TSK bu konulara eskisi gibi bakmadığını göstermişti. Şimdi aynı doğrultuda fiili görev yapan kadın askerler arasında da yeni bir uygulamaya geçiliyordu. İşte Genelkurmay'dan yapılan açıklama, bu gelişmeye karşı çıkan çevrelere bir yanıt niteliğindeydi. Alçı ayrıca katıldığı çeşitli televizyon programlarında sözünü ettiği muhalif ordu çevrelerinin Suriye politikalarına da eliştirileri olduğunu ifade ediyordu. Alçıya göre bu çevrelerin hoşnutsuzluk belirtemeleri ötesinde darbeye kalkışacak güçleri filan yoktu. Hürriyet karargahın açıklamasını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştı.
Bilindiği üzere Hande Fırat 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı CNNTürk televizyonunda konuşturarak darbenin önlenmesinde rol oynadı ve "demokrasi kahramanı" olarak ünlendi. Şimdi tam tersi bir durumda, "darbeci" diye tanımlanıyordu. Bu nasıl oldu? Buna benzer ünvanların bir gecede kazanıldığı ve bir gazetecilik başarısından çok bazı siyasi ilişkilere dayandığı koşullarda, böyle ani düşüşler olması olağandır. Genelkurmay gazetede yer alan açıklamayı yalanlamıyor ama başlığın kendilerine ait olmadığını belirtiyor. Gazete ise, böyle bir başlığın ne anlama geldiğini bilemeyecek kişiler tarafından yönetilmiyor, bile bile bu başlığı kullanıyor. Ne bu haber, ne sorumluluğu gazetenin yayın yönetmenine yüklenen o başlık; gazetenin sahibi Aydın Doğan'dan habersiz değildir. Zaten "petrol kaçakcılığı" suçlamasıyla yargılanan Aydın Doğan hakkında hemen "zorla getirilme" kararı alınması da yoruma muhtaçtır. Tabi bir de konunun şu yanı var:
Aydın Doğan bir medya sahibi olmasının yanı sıra inşaattan turizme, enerji sektöründen dış ticarete kadar pek çok alanda yatırımları bulunan biridir. Önemli bir işadamı olmasında Koç ailesiyle yakınlığının rolü bilinen bir durumdur. Hatta bu çerçevede, yıllardır Türkiye'nin en önemli gazetesi olan Hürriyet'in asıl sabihinin de Koç ailesi olduğu dedikoduları çok yapılır. Nitekim bu yöndeki çok sayıda haberden biri de, kuruluşundan beri iktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesinin 8 Temmuz 2008 tarihli baskısında da yer almıştır. Bu nedenle, böylesi önemli haberlerin toplumdaki üst düzey iktidar oyunları çerçevesinde de düşünülmesi gerekir.
Ancak ilginç olan bir başka konu da gözden kaçırılmamalıdır: Hürriyet, 1 Kasım seçimlerinden bu yana iktidarla arasını sıcak tutmaya çalışıyor. Hükümetin tepkisini çeken bütün çalışanlarını uzunca bir süreç içinde uzaklaştırdığı gibi, doğrudan hükümet yanlısı olarak yorumlanabilecek haberleri sınırlı biçimde yayınlasa da, kesin olarak aleyhte haber yayınlamıyor. Örneğin 7 yıldır gazetenin Washington temsiliğini yürüten ve başarılı çalışmalara imza atıp "Potus ve Beyefendi" gibi iktidarı belgelere dayalı olarak eleştiren bir kitap da yayınlayan Tolga Tanış yaklaşık 2 ay önce görevinden alındı. (Bu kitapta Rıza Zarrap'ın yanı sıra Kuzey Irak'taki petrol ticaretine ilişkin pek çok iddia da yer alıyordu Tanış, bu kitapla ilgili olarak Erdoğan tarafından açılan davalardan beraat ettimişti.) Abdülkadir Selvi gibi iktidar yanlısı bir kalem gazetenin en önemli yazarlarından biri haline getirildi. Sorun şu: iktidarla böyle bir yakınlık kuran Hürriyet'te şimdi neden eski yılların darbe çağrıştıran manşeti kullanıldı?
Bu tür gelişmeleri açıklayan bilgilere sıcağı sıcağına ulaşmamız mümkün görünmüyor. Belki yıllar sonra birileri anılarını yayınlar ve gerçek gerekçeleri öğreniriz. Bu da ülkemizdeki sınırlı demokrasinin bir ifadesi olarak anlaşılmalıdır.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Blog Arşivi