Geçen hafta, 25 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde Hande Fırat imzasını taşıyan ve "karargah rahatsız" başlığıyla çıkan haber, 15 Temmuz sonrası yaşanan pek çok olayın belki en önemlisiydi. Üstelik bu gelişme, 1997'de Necmettin Erbakan hükümetinin iktidardan uzaklaştırılmasıyla sonuçlanan 28 Şubat'ın yıldönümüne yakın günlerde yaşanıyordu. Haberin ardından Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı ve gazete birer açıklama yaptılar. Konu, hangi koşullarda yaşadığımızı bilmek bakımından üzerinde durmayı gerektiriyor.
Içinde ne söylenmiş ve yazılmış olursa olsun, "karargah
rahatsız" demenin anlamını her ortalama gazete okuru bilir.
Bu, askerin sivil siyasete müdahalesi anlamına gelir. Şimdiye dak
yaşanan birçok örnekten hatırladığımız, hükümetler bu tür
açıklamalara ya sessiz kalır, ya da yanıt verirler. Tuhaf olanı,
bu açıklamanın bir darbe girişimine hükümetle birlikte karşı
duran bir "karargahtan" geliyor oluşudur. Acaba böyle bir
açıklama yapılmışmıdır?
Kısa şaşkınlığın ardından, sosyal medyadan başlayarak habere
yoğun tepki gösterildi. İlk açıklama Başbakan'dan geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, 2 gün sonra Genelkurmay Başkanı
Hulusi Akar'la birlikte Pakistan gezisine çıkarken konuştu ve
olayı sert sözlerle "terbiyesizlik" olarak nitelendirdi.
Birileri eski alışkanlıkla devlet kurumları arasına nifak
sokmaya çalışıyordu. Tabi bu arada Karargah'tan da bir resmi
açıklama yapıldı. Hürriyet gazetesi muhabirine "İletişim
Daire Başkanlığı" tarafından 7 maddeyi kapsayan bir
açıklamada bulunulduğu ve son günlerde kamuoyunda yer alan
konulara ilişkin görüş belirtildiği anlatılıyordu. Ayrıca
"karargah rahatsız" ifadesi kullanılmadığı da
özellikle vurgulanıyordu. Ve bütün bunlar üzerine gazete de bir
açıklama yaparak, demokrasiye bağlılığını vurguladı. Haber
kesinlikle iktidarı yıpratmaya yönelik değil, tam tersine bazı
muhalif yapratma girişimlerine karşıydı. Ancak Hürriyet seçilen
başlığın "editoryal bir hata" olduğunu da kabul
ediyordu.
Ortada bir haber ve bunun gazete, karargah, hükümet olmak üzere
üç ayrı muhatabı vardı. Her üç çevre de ısrarla darbelere
karşı, demokrasiye bağlı olduğunu belirtiyordu. Karargah ve
hükümet yapılanın suç olduğunu, sorumlularının hesap
vereceğini açıkladı. Savcılık hemen konuyla ilgili soruşturma
başlattı. Hürriyet, gazetenin genel yayın yönetmeni Sedat
Ergin'i görevden alarak, yerine Fikret Bila'yı getirdi. Ve bu
haberin neden yapıldığına ilişkin yorumlar başladı...
Birçok yorum arasında, iktidara yakın gazetecilerin açıklamaları
dikkat çekiciydi. Örneğin Milliyet gazetesi yazarlarından Nagehan
Alçı 1 Mart tarihli yazısında, İzmir merkezli bir grup "sol
Kemalist" askerin silahlı kuvvetlerde türbanın serbest
bırakılmasından duyduğu rahatsızlığın böyle bir açıklamaya
neden olduğunu ifade ediyordu. Alçı Hürriyet'i "vesayetçi"
olarak suçuluyor ve yaptığı haberin gerekçesini şöyle
açıklıyordu:
Bilindiği üzere 22 Şubat tarihli Milli Savunma Bakanlığı
genelgesiyle orduda kadın subay ve astsubayların türban
takabileceği duyuruluyordu. Böylece resmi kurumlar arasında türban
yasağının sürdüğü son yer olan orduda da durum değişiyordu.
Zaten geçtiğimiz Ağustos ayında orduevlerine türbanlı giriş
yasağı bir yönetmelik değişikliğiyle kaldırılmış, TSK bu
konulara eskisi gibi bakmadığını göstermişti. Şimdi aynı
doğrultuda fiili görev yapan kadın askerler arasında da yeni bir
uygulamaya geçiliyordu. İşte Genelkurmay'dan yapılan açıklama,
bu gelişmeye karşı çıkan çevrelere bir yanıt niteliğindeydi.
Alçı ayrıca katıldığı çeşitli televizyon programlarında
sözünü ettiği muhalif ordu çevrelerinin Suriye politikalarına
da eliştirileri olduğunu ifade ediyordu. Alçıya göre bu
çevrelerin hoşnutsuzluk belirtemeleri ötesinde darbeye kalkışacak
güçleri filan yoktu. Hürriyet karargahın açıklamasını kendi
çıkarları doğrultusunda kullanmıştı.
Bilindiği üzere Hande Fırat 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı
Erdoğan'ı CNNTürk televizyonunda konuşturarak darbenin
önlenmesinde rol oynadı ve "demokrasi kahramanı" olarak
ünlendi. Şimdi tam tersi bir durumda, "darbeci" diye
tanımlanıyordu. Bu nasıl oldu? Buna benzer ünvanların bir gecede
kazanıldığı ve bir gazetecilik başarısından çok bazı siyasi
ilişkilere dayandığı koşullarda, böyle ani düşüşler olması
olağandır. Genelkurmay gazetede yer alan açıklamayı yalanlamıyor
ama başlığın kendilerine ait olmadığını belirtiyor. Gazete
ise, böyle bir başlığın ne anlama geldiğini bilemeyecek kişiler
tarafından yönetilmiyor, bile bile bu başlığı kullanıyor. Ne
bu haber, ne sorumluluğu gazetenin yayın yönetmenine yüklenen o
başlık; gazetenin sahibi Aydın Doğan'dan habersiz değildir.
Zaten "petrol kaçakcılığı" suçlamasıyla yargılanan
Aydın Doğan hakkında hemen "zorla getirilme" kararı
alınması da yoruma muhtaçtır. Tabi bir de konunun şu yanı var:
Aydın Doğan bir medya sahibi olmasının yanı sıra inşaattan
turizme, enerji sektöründen dış ticarete kadar pek çok alanda
yatırımları bulunan biridir. Önemli bir işadamı olmasında Koç
ailesiyle yakınlığının rolü bilinen bir durumdur. Hatta bu
çerçevede, yıllardır Türkiye'nin en önemli gazetesi olan
Hürriyet'in asıl sabihinin de Koç ailesi olduğu dedikoduları çok
yapılır. Nitekim bu yöndeki çok sayıda haberden biri de,
kuruluşundan beri iktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak
gazetesinin 8 Temmuz 2008 tarihli baskısında da yer almıştır. Bu
nedenle, böylesi önemli haberlerin toplumdaki üst düzey iktidar
oyunları çerçevesinde de düşünülmesi gerekir.
Ancak ilginç olan bir başka konu da gözden kaçırılmamalıdır:
Hürriyet, 1 Kasım seçimlerinden bu yana iktidarla arasını sıcak
tutmaya çalışıyor. Hükümetin tepkisini çeken bütün
çalışanlarını uzunca bir süreç içinde uzaklaştırdığı
gibi, doğrudan hükümet yanlısı olarak yorumlanabilecek haberleri
sınırlı biçimde yayınlasa da, kesin olarak aleyhte haber
yayınlamıyor. Örneğin 7 yıldır gazetenin Washington temsiliğini
yürüten ve başarılı çalışmalara imza atıp "Potus ve
Beyefendi" gibi iktidarı belgelere dayalı olarak eleştiren
bir kitap da yayınlayan Tolga Tanış yaklaşık 2 ay önce
görevinden alındı. (Bu kitapta Rıza Zarrap'ın yanı sıra Kuzey
Irak'taki petrol ticaretine ilişkin pek çok iddia da yer alıyordu
Tanış, bu kitapla ilgili olarak Erdoğan tarafından açılan
davalardan beraat ettimişti.) Abdülkadir Selvi gibi iktidar yanlısı
bir kalem gazetenin en önemli yazarlarından biri haline getirildi.
Sorun şu: iktidarla böyle bir yakınlık kuran Hürriyet'te şimdi
neden eski yılların darbe çağrıştıran manşeti kullanıldı?
Bu tür gelişmeleri açıklayan bilgilere sıcağı sıcağına
ulaşmamız mümkün görünmüyor. Belki yıllar sonra birileri
anılarını yayınlar ve gerçek gerekçeleri öğreniriz. Bu da
ülkemizdeki sınırlı demokrasinin bir ifadesi olarak
anlaşılmalıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.