Cuma erken saatlerde, ABD Suriye’deki bir hava üssünü füzelerle vurdu. Gerekçe, İdlip’de Esat’ın kimyasal silah kullanmasıydı. Bilindiği üzere Suriye ordusu bir süredir Suudi, Katar, Türkiye ve Batı destekli silahlı isyancıları Antakya’nın güneyindeki İdlip’e doğru sürüyordu. Şam, ABD’nin gerekçesine karşı isyancılara ait kimyasal silah üretilen bir yerin bilinmeden vurulmasının zehirli gazdan ölümlere yol açtığını öne sürdü. Bir gazeteci olarak artık utanç duyduğum ülkemiz medyası, elinde hiçbir kanıt olmaksızın ve tam bir taraftar diliyle ölüm haberlerini verirken, “rejim güçleri kimyasal silah kullandı” diyordu. Gazeteci Fehim Taştekin’in belirttiğine göre İsrail medyası da aynı telden çalıyordu. Oysa televizyonlarda da gösterilen ve kurbanlara yardım eden İdlip’deki beyaz baretli (El Nusracı kurtarma timleriymiş) kişiler, uzmanlara göre bu tür saldırıların gerektirdiği önlemleri almaksızın müdahalede bulunuyorlardı. Yani bilmedikleri değil, iyi bildikleri bir kimyasalla karşı karşıyaymış gibiydiler. 6 yıldır yarım milyon kişinin ölümüne, 10 milyona yakınının göç etmesine, toplumsal altyapının yıkılmasına yol açan bir savaşta her şey mümkündü… Bunu toplumu alt üst ederek gerçekleştiremeyenler, yalanlarla mümkün hale getirilebiliyorlardı…
Bir kez daha savaş
bir yandan her şeyi yakıp yıkarken, diğer yandan propaganda
yalanlarıyla zihinlerimizi işgale çalışıyor. Mazlum eti ve
kanıyla beslenen adaletsiz bir dünyada yaşadığımız sürece
“bundan bana ne” diyemeyiz. Bugün zihnine giren, yarın mutlaka
ülkene, evine, mahremiyetine girmeye kalkışacaktır. Doğruyu
yanlıştan ayıramıyor ve zihnimizi temiz tutamıyorsak, bu
tehlikenin çok uzağında değiliz demektir…
Öncelikle şunu
belirtelim: Esat gerçekten kimyasal bomba kullanmış olsa bile, bu
ABD’nin iğrenç bir emperyalist devlet olduğu gerçeğini
değiştirmez. Makyaj hilesi gibi bir suratla televizyonlara çıkan
ABD Başkanı Trump’ın “emri ben verdim” diye şişinmesi
boşunadır. Belki dünyadan habersiz yaşayan kendi kamuoyu “ABD’ye
karşı tehdidi önledik” yalanına kanabilir. Ama “özgürlük
savaşçısı” rolü oynamasına dünyanın hiçbir köşesinde
inanılmayacaktır. Çünkü ABD emperyalizminin 1900’lerden beri
dünyanın herhangi bir yerinde savaşmadığı bir tek gün yoktur.
Milyonlarca insanın korkunç silahlarla, sömürüyle, yarattığı
iç kargaşalarla ölümünden sorumlu olduğu gerçeğini hiçbir
şey değiştiremez.
2013’te de Şam
yönetiminin kimyasal silah kullandığı öne sürülmüş ve
Suriye’ye ABD müdahalesi gündeme gelmişti. O zaman da
yönetenlerimiz “kimyasal kullanıldı, kırmızıçizgi aşıldı”
diye ABD’yi müdahaleye çağırmışlardı. BM gözetiminde
yapılan araştırmalar durumun tersi olduğunu ortaya çıkardı.
Suriye, Rusya aracılığıyla kimyasal silahlarını teslim etti.
Böyle bir deneyim yaşanmasına rağmen son olayda neden araştırma
yapılmaksızın saldırıya geçildi? Bu bile ABD’nin kötü
niyetli olduğunu göstermez mi?
Kaldı ki Esat
üstünlüğü sağlamışken dünyanın tepkisini çekeceğini
bilerek kimyasal kullanacak kadar akılsız olamaz. Ancak şu
olabilir: Olay, ABD’nin Suriye’ye saldırması için düzenlenmiş
bir kışkırtıcı ajanlık faaliyetidir. Esat’ın sorumlu
tutulacağını bilen ABD işbirlikçisi bir grup, Esat’a darbe
yapmak için böyle bir saldırı organize edebilir. Yine de
isyancıların kimyasal silah üretiyor olması daha büyük bir
olasılıktır. Bu durumda da eğer Suriye ordusu bilerek böyle bir
yeri vurduysa, yine suçludur. Ülkedeki tek meşru savaş gücü
olan ordu, yarın düzen sağlandığında ve Suriye uluslararası
topluma tekrar katılma aşamasına geldiğinde, bu suçun
sorumlularını ortaya çıkartmak zorunda kalacaktır. Dolayısıyla
Suriye vurduğu hedef konusunda ya dikkatsizdir, ya da
yanıltılmıştır.
Ancak bütün bunlar
Suriye ile ilgili, konunun bir de Türkiye yanı var. Suriye ve
Rusya, uzun süredir isyancılardaki kimyasalların Türkiye’den
geldiğini öne sürüyor. Rusya 25 Mayıs 2016’da BM Genel
Sekreterine yazdığı mektupta, Suriye ve Irak’ta IŞİD’in
kullandığı bazı kimyasalların Türkiye’den gönderildiğine
ilişkin kanıtlar bulunduğunu belirtmiş ve bunun ticaretini yapan
Türk şirketlerinin listesini sunmuştu. Öte yandan Suriye
sınırında ya da Suriye bağlantılı bazı selefi militanlarda
çeşitli defalar kimyasal maddeler yakalanmıştı. Bütün bunlarla
ilgili nasıl bir soruşturma yapıldığı, belki bu süreçte
ortaya çıkacaktır.
ABD dünyayı
sürekli uydularıyla, casus uçaklarıyla, tüm denizleri dolaşan
savaş gemileriyle ve ücra köşelere kadar uzanan askeri üsleriyle
denetim altında tutmaya çalışıyor. Her an her şeyi dinliyor,
izliyor, kaydediyor. Yetmiyor, sanat, haber fikir, teori, inanç
benzeri yollarla ürettiği yalanlar sayesinde bilinçlerimizi
yönlendiriyor. Dünyada ne kadar ABD dolarının dolaşımda
olduğunu tam olarak kimse bilmiyor. Çünkü ABD, gücü sayesinde
dünya parası haline getirdiği doları istediği kadar basıyor ve
bununla işbirlikçiler satın alıyor. Bu ülke tarihteki en
tahakkümcü, en zalim ve en büyük güçtür. Nedenine gelince:
Güç hiyerarşisinde
yukarı tırmandığı her basamakta dünyanın bir köşesinde
ezdiği bir halk yatar. Yükseldikçe daha çok can yakmış ve daha
nefret edilir hale gelmiştir. Bu, dokunduğu her şey altına
dönüştüğü için bir lokma ekmek dahi yiyemez duruma düşen
kralın hikâyesine benzer. ABD dünyanın en güçlü ve aynı
zamanda en nefret edilen ülkesidir. Bu yüzden hem başkalarını
tehdit etmek ve hem de kendi güvenliği için daha güçlü olmaya
çalışmaktan başka yapabileceği bir şey yoktur. Zulüm,
sömürünün ikiz kardeşidir…
Kurt, kuzuyu yemek
için bahane aramaz. ABD öyle uygun görmüş ve saldırmıştır.
Zaten Suriye’de hiçbir zaman etkinlik sağlayamamıştı. Türkiye
ve Suudilerin Suriye’ye müdahalelerinin beklentilerini
karşılayamaması, ABD’yi Cenevre barış görüşmeleri masasına
zayıf bir elle oturmak zorunda bıraktı. Buna bir de Türkiye’nin
Rusya ile yakınlaşması eklenince, bölgedeki en kazançlı güç
olarak görünen Rusya’ya gözdağı vermek kaçınılmaz oldu.
Anlaşıldığına göre saldırıdan kısa süre önce Rusya’ya
haber verilerek, can kaybının en aza düşürülmesi amaçlanmış.
Ve saldırının, Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le
görüşmenin hemen öncesinde yapıldığı da unutulmamalıdır.
Bilindiği üzere Trump Çin’i ABD’nin rakibi olarak görüyor.
Bu saldırı dolaylı olarak, Çin'in müttefiki Kore
Demokratik Halk Cumhuriyetine de gözdağıdır. Saldırının bir
başka yönü de ABD iç politikasıyla ilgilidir. Trump seçim
propagandaları sırasında atıp tutmasının tersine, yavaş yavaş
kendini devlet aklına teslim etmeyi ve söylenenleri yapmayı
öğreniyor...
Saldırı karşısında
yöneticilerimizin tutumu, politikasızlığı bir kez daha gözler
önüne seriyor. Kısa süre öncesine kadar Suriye’de barışın
gelmesi için Esat’la bile görüşebileceği ima ediliyordu. Ancak
saldırıdan sonra tekrar “Esatsız çözüm, uçuşa yasak bölge,
tampon bölge” tekerlemeleri söylenir oldu. Dışişleri Bakanı
Çavuşoğlu bir soru üzerine “operasyon öncesi haber verildi ama
önemli olan sonrası, bundan sonraki adımlar işbirliği içinde
atılmalı” dedi. Güçlü iktidarlarla işbirliği, zayıf
iktidarlarla görevlendirme yapılır. Bugün Türkiye’de güçlü
mü, yoksa zayıf bir iktidar mı var? Yönetenlerimiz sanki kısa
süre önce ABD’nin de içinde olduğu çok uluslu baskıyla “Fırat
Kalkanı” operasyonu bitirmemişler gibi konuşuyor. ABD kendi
hesapları için vuruyor, bizimkiler bundan kendilerine pay
çıkartmaya çalışıyor. Suriye savaşının ülkemize en küçük
bir olumlu katkısının olamayacağını anlamak için, aynı
olayların daha kaç kez tekrarlanması gerekiyor?
Yoksulun kanı
döküldükçe, zengin daha zengin oluyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.