Blog Arşivi

8 Nisan 2017 Cumartesi

ABD SURİYE’DE DİŞLERİNİ GÖSTERDİ


Cuma erken saatlerde, ABD Suriye’deki bir hava üssünü füzelerle vurdu. Gerekçe, İdlip’de Esat’ın kimyasal silah kullanmasıydı. Bilindiği üzere Suriye ordusu bir süredir Suudi, Katar, Türkiye ve Batı destekli silahlı isyancıları Antakya’nın güneyindeki İdlip’e doğru sürüyordu. Şam, ABD’nin gerekçesine karşı isyancılara ait kimyasal silah üretilen bir yerin bilinmeden vurulmasının zehirli gazdan ölümlere yol açtığını öne sürdü. Bir gazeteci olarak artık utanç duyduğum ülkemiz medyası, elinde hiçbir kanıt olmaksızın ve tam bir taraftar diliyle ölüm haberlerini verirken, “rejim güçleri kimyasal silah kullandı” diyordu. Gazeteci Fehim Taştekin’in belirttiğine göre İsrail medyası da aynı telden çalıyordu. Oysa televizyonlarda da gösterilen ve kurbanlara yardım eden İdlip’deki beyaz baretli (El Nusracı kurtarma timleriymiş) kişiler, uzmanlara göre bu tür saldırıların gerektirdiği önlemleri almaksızın müdahalede bulunuyorlardı. Yani bilmedikleri değil, iyi bildikleri bir kimyasalla karşı karşıyaymış gibiydiler. 6 yıldır yarım milyon kişinin ölümüne, 10 milyona yakınının göç etmesine, toplumsal altyapının yıkılmasına yol açan bir savaşta her şey mümkündü… Bunu toplumu alt üst ederek gerçekleştiremeyenler, yalanlarla mümkün hale getirilebiliyorlardı…


Bir kez daha savaş bir yandan her şeyi yakıp yıkarken, diğer yandan propaganda yalanlarıyla zihinlerimizi işgale çalışıyor. Mazlum eti ve kanıyla beslenen adaletsiz bir dünyada yaşadığımız sürece “bundan bana ne” diyemeyiz. Bugün zihnine giren, yarın mutlaka ülkene, evine, mahremiyetine girmeye kalkışacaktır. Doğruyu yanlıştan ayıramıyor ve zihnimizi temiz tutamıyorsak, bu tehlikenin çok uzağında değiliz demektir…

Öncelikle şunu belirtelim: Esat gerçekten kimyasal bomba kullanmış olsa bile, bu ABD’nin iğrenç bir emperyalist devlet olduğu gerçeğini değiştirmez. Makyaj hilesi gibi bir suratla televizyonlara çıkan ABD Başkanı Trump’ın “emri ben verdim” diye şişinmesi boşunadır. Belki dünyadan habersiz yaşayan kendi kamuoyu “ABD’ye karşı tehdidi önledik” yalanına kanabilir. Ama “özgürlük savaşçısı” rolü oynamasına dünyanın hiçbir köşesinde inanılmayacaktır. Çünkü ABD emperyalizminin 1900’lerden beri dünyanın herhangi bir yerinde savaşmadığı bir tek gün yoktur. Milyonlarca insanın korkunç silahlarla, sömürüyle, yarattığı iç kargaşalarla ölümünden sorumlu olduğu gerçeğini hiçbir şey değiştiremez.
2013’te de Şam yönetiminin kimyasal silah kullandığı öne sürülmüş ve Suriye’ye ABD müdahalesi gündeme gelmişti. O zaman da yönetenlerimiz “kimyasal kullanıldı, kırmızıçizgi aşıldı” diye ABD’yi müdahaleye çağırmışlardı. BM gözetiminde yapılan araştırmalar durumun tersi olduğunu ortaya çıkardı. Suriye, Rusya aracılığıyla kimyasal silahlarını teslim etti. Böyle bir deneyim yaşanmasına rağmen son olayda neden araştırma yapılmaksızın saldırıya geçildi? Bu bile ABD’nin kötü niyetli olduğunu göstermez mi?

Kaldı ki Esat üstünlüğü sağlamışken dünyanın tepkisini çekeceğini bilerek kimyasal kullanacak kadar akılsız olamaz. Ancak şu olabilir: Olay, ABD’nin Suriye’ye saldırması için düzenlenmiş bir kışkırtıcı ajanlık faaliyetidir. Esat’ın sorumlu tutulacağını bilen ABD işbirlikçisi bir grup, Esat’a darbe yapmak için böyle bir saldırı organize edebilir. Yine de isyancıların kimyasal silah üretiyor olması daha büyük bir olasılıktır. Bu durumda da eğer Suriye ordusu bilerek böyle bir yeri vurduysa, yine suçludur. Ülkedeki tek meşru savaş gücü olan ordu, yarın düzen sağlandığında ve Suriye uluslararası topluma tekrar katılma aşamasına geldiğinde, bu suçun sorumlularını ortaya çıkartmak zorunda kalacaktır. Dolayısıyla Suriye vurduğu hedef konusunda ya dikkatsizdir, ya da yanıltılmıştır.

Ancak bütün bunlar Suriye ile ilgili, konunun bir de Türkiye yanı var. Suriye ve Rusya, uzun süredir isyancılardaki kimyasalların Türkiye’den geldiğini öne sürüyor. Rusya 25 Mayıs 2016’da BM Genel Sekreterine yazdığı mektupta, Suriye ve Irak’ta IŞİD’in kullandığı bazı kimyasalların Türkiye’den gönderildiğine ilişkin kanıtlar bulunduğunu belirtmiş ve bunun ticaretini yapan Türk şirketlerinin listesini sunmuştu. Öte yandan Suriye sınırında ya da Suriye bağlantılı bazı selefi militanlarda çeşitli defalar kimyasal maddeler yakalanmıştı. Bütün bunlarla ilgili nasıl bir soruşturma yapıldığı, belki bu süreçte ortaya çıkacaktır.

ABD dünyayı sürekli uydularıyla, casus uçaklarıyla, tüm denizleri dolaşan savaş gemileriyle ve ücra köşelere kadar uzanan askeri üsleriyle denetim altında tutmaya çalışıyor. Her an her şeyi dinliyor, izliyor, kaydediyor. Yetmiyor, sanat, haber fikir, teori, inanç benzeri yollarla ürettiği yalanlar sayesinde bilinçlerimizi yönlendiriyor. Dünyada ne kadar ABD dolarının dolaşımda olduğunu tam olarak kimse bilmiyor. Çünkü ABD, gücü sayesinde dünya parası haline getirdiği doları istediği kadar basıyor ve bununla işbirlikçiler satın alıyor. Bu ülke tarihteki en tahakkümcü, en zalim ve en büyük güçtür. Nedenine gelince:

Güç hiyerarşisinde yukarı tırmandığı her basamakta dünyanın bir köşesinde ezdiği bir halk yatar. Yükseldikçe daha çok can yakmış ve daha nefret edilir hale gelmiştir. Bu, dokunduğu her şey altına dönüştüğü için bir lokma ekmek dahi yiyemez duruma düşen kralın hikâyesine benzer. ABD dünyanın en güçlü ve aynı zamanda en nefret edilen ülkesidir. Bu yüzden hem başkalarını tehdit etmek ve hem de kendi güvenliği için daha güçlü olmaya çalışmaktan başka yapabileceği bir şey yoktur. Zulüm, sömürünün ikiz kardeşidir…

Kurt, kuzuyu yemek için bahane aramaz. ABD öyle uygun görmüş ve saldırmıştır. Zaten Suriye’de hiçbir zaman etkinlik sağlayamamıştı. Türkiye ve Suudilerin Suriye’ye müdahalelerinin beklentilerini karşılayamaması, ABD’yi Cenevre barış görüşmeleri masasına zayıf bir elle oturmak zorunda bıraktı. Buna bir de Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması eklenince, bölgedeki en kazançlı güç olarak görünen Rusya’ya gözdağı vermek kaçınılmaz oldu. Anlaşıldığına göre saldırıdan kısa süre önce Rusya’ya haber verilerek, can kaybının en aza düşürülmesi amaçlanmış. Ve saldırının, Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le görüşmenin hemen öncesinde yapıldığı da unutulmamalıdır. Bilindiği üzere Trump Çin’i ABD’nin rakibi olarak görüyor. Bu saldırı dolaylı olarak, Çin'in müttefiki Kore Demokratik Halk Cumhuriyetine de gözdağıdır. Saldırının bir başka yönü de ABD iç politikasıyla ilgilidir. Trump seçim propagandaları sırasında atıp tutmasının tersine, yavaş yavaş kendini devlet aklına teslim etmeyi ve söylenenleri yapmayı öğreniyor...

Saldırı karşısında yöneticilerimizin tutumu, politikasızlığı bir kez daha gözler önüne seriyor. Kısa süre öncesine kadar Suriye’de barışın gelmesi için Esat’la bile görüşebileceği ima ediliyordu. Ancak saldırıdan sonra tekrar “Esatsız çözüm, uçuşa yasak bölge, tampon bölge” tekerlemeleri söylenir oldu. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bir soru üzerine “operasyon öncesi haber verildi ama önemli olan sonrası, bundan sonraki adımlar işbirliği içinde atılmalı” dedi. Güçlü iktidarlarla işbirliği, zayıf iktidarlarla görevlendirme yapılır. Bugün Türkiye’de güçlü mü, yoksa zayıf bir iktidar mı var? Yönetenlerimiz sanki kısa süre önce ABD’nin de içinde olduğu çok uluslu baskıyla “Fırat Kalkanı” operasyonu bitirmemişler gibi konuşuyor. ABD kendi hesapları için vuruyor, bizimkiler bundan kendilerine pay çıkartmaya çalışıyor. Suriye savaşının ülkemize en küçük bir olumlu katkısının olamayacağını anlamak için, aynı olayların daha kaç kez tekrarlanması gerekiyor?


Yoksulun kanı döküldükçe, zengin daha zengin oluyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Blog Arşivi