Blog Arşivi

4 Eylül 2017 Pazartesi

ARAKAN’DA NELER OLUYOR?


Yönetenlerimiz “Müslüman katliamı oluyor ve dünya buna seyirci kalıyor” diyor. İnanç, egemenlik basamaklarına tırmanmak için kullanılıyorken bu sözlere inanabilir miyiz? Buna karşılık muhalefet, egemenlik aracı yapılmasından hareketle bütün dinî inançları aynı kefeye koyuyor ve rafa kaldırıyor. Bu yüzden dinle ilgili bir konu olduğunda görmezden geliyor. Nitekim iktidar “Arakan” dediğinde, susuyor. Yani iktidardan fazlasını söyleyemiyor.


Arakan, dünyanın en kalabalık iki ülkesi olan Hindistan ve Çin arasına sıkışıp kalmış Myanmar’ın bir bölgesinin adı. Ülkeye bu ad 1989 askeri darbesinden sonra verilmiş. Önceki adı Burma, İngiliz sömürgeciliğinden kalma daha eski adı ise Birmanya. Nüfusu 60 milyona yakın. 135 farklı etnik ve dinsel grup barındırıyor. Nüfusunun yüzde 90’ı Budist, kalanı değişik inançlardan oluşuyor. Müslümanların oranı resmî verilere göre yüzde 4 kadar. Myanmar; Tayland ve Laos’la birlikte “Altın Üçgen” adıyla anılan bir coğrafyanın parçası. Burası, afyon yetiştiriciliğinin ve dünya eroin kaçakçılığının merkezi sayılıyor. Ülke aynı zamanda, “Hint Alt Kıtası” denilen, Pakistan’dan başlayarak Hindistan ve Bangladeş’ten devam eden bir coğrafyanın uzantısı. Yörenin yakın tarihi, 18. Yüzyıldan itibaren İngiltere tarafından sömürgeleştirilmesi ve buna karşı verilen mücadelelerce belirlenmiştir.

İngiltere isyanları kan ve ateşle bastırarak, kukla yönetimler oluşturarak, etnik ve dinsel ayrımcılıkları körükleyip mazlumları birbirine düşürerek, bu coğrafyayı 150 yılı aşkın süre sömürüyor. Ancak yaşanan Rus ve Çin devrimlerinin etkisiyle, İkinci Dünya Savaşının ardından taktik değiştirerek sömürgelerinden çekiliyor. Böylece büyük askerî masraflardan kurtulmanın yanı sıra, geride bıraktığı işbirlikçileri aracılığıyla ve sermaye ilişkileri üzerinden, eski sömürgelerini yağmalamayı sürdürüyor. Bu, bütün emperyalistlerin NATO, BM, AB, IMF vb. uluslararası kuruluşları kullanarak ortaklaşa hareket ettiği bir sömürü biçimidir. Böylece mazlum eti için birbirinin gırtlağına saldırmıyorlar. Ama buna karşılık sürekli sömürülen ülke halklarının gırtlağına saldırdıkları için, bazen bu ülkelerin sömürüden yeterince pay alamayan işbirlikçi yöneticilerinin efendi değiştirme talepleriyle karşılaşıyorlar. Askeri darbeler ve seçim atraksiyonları bunun için yapılıyor. Ya da bağımsızlık için mücadele eden ezilenlerin kimi temsilcileri, bir emperyaliste karşı diğerine yanaşmayı deneyebiliyor.

İşte Arakan’da (ve yeryüzünün başka köşelerinde) yaşanan çatışmalar böyle bir dünya ve tarih dekoru önünde geçiyor. Elbette ateşin içinde olan ve can havliyle varlık-yokluk mücadelesi verenin bütün bunları bilmesi gerekmiyor, o direnişini sürdürdükçe kendi yolunu bulacaktır. Ancak ateşi “itfaiyeci” misali dışarıdan söndürmeye çalışır gibi konuşuyorken, bunları bilmemiz gerekir. Kim ateşin üstüne kovayla su dökmeye çalışıyor, kim benzin döküyor ve kim boş kovayı bir şeyler döküyormuş gibi sallayıp duruyor; öğrenmeliyiz.

Arakan, Myanmar’ın 7 yönetim bölgesinden biri ve ülkenin batısında, Bangladeş sınırında yer alıyor. Burası sayıları 1 milyonun biraz üstünde olan Müslüman Rohingya halkının yaşadığı yer. (Ülke dışında da 2 milyon dolayında sürgün Arakanlı var.) Ülkede başka Müslüman cemaatler de bulunuyor. Hint asıllılar başkent Naypydaw çevresinde, Arap asıllılar adalar ve kıyılarda yaşıyor. Devletin Arakan dışındakilerle sorunu yok. Arakanlılar Bengal, Burma, Urdu dili karışımı bir dil kullanıyor ve ayrı bir etnik topluluk oluşturuyorlar. Tarih boyu kendi kaderlerini belirlemeye çalıştıkları için, bir yandan merkezi yönetimle diğer yandan aynı bölgede yaşayan ve farklı bir etnik topluluk oluşturan Budist Rakhinelerle çatışıyorlar. Dolayısıyla Arakan sorunu yeni değil ve aynı zamanda etnik bir boyut taşıyor.

Burma halkı 1824’te İngilizlerle savaşıyor ve yenilerek sömürge oluyor. Bu çatışmalarda Rohingyalar kendilerini bugün Bangladeş olarak anılan yöredeki halkın bir parçası saydıkları için savaşta yer almıyorlar. Bu tutumlarını, Pakistan’ın kuruluşu sırasında da sürdürüyorlar. Bilindiği üzere Pakistan, Hintli Müslümanların İkinci Dünya Savaşı sonrası Hindistan’dan ayrılmasıyla 1947’de kuruluyor ve bugünkü Bangladeş, o zamanlar “Doğu Pakistan” olarak anılıyor. Rohingyalar önceleri Doğu Pakistan’a bağlanmak istiyor ve bu amaçla Pakistan’ın kurucusu Ali Cinnah’a bir heyet gönderiyorlar ama kabul görmüyorlar.

Burma’nın bağımsızlığını kazanması sürecinde sınırlı bir demokratik ortam oluşuyor ve Rohingyaların etnik özelliklerinin tanınması talepleri kabul ediliyor. Ne var ki karar anayasaya geçirilemeden, ülkenin bağımsızlığının yolunu açan kahraman olarak anılan Aung San’ın da içinde yeraldığı yönetici elit, 19 Temmuz 1947’de bir suikastla yok ediliyor.  Ve Roghinyalar tekrar asla ayın konuma gelemiyorlar. 1800’lü yıllardan beri yaşadıkları katliamlar bugüne dek defalarca tekrarlanıyor. Ellerindeki kırık dökük haklar, 1982’de resmi olarak vatandaşlıktan çıkartılmaları sonucu tümden alınıyor. Bu saldırılarda, “969” denilen ırkçı bir Budist grup da rol oynuyor. Hükümet, ırkçılık suçlamasıyla hapis cezasına çarptırdığı grubun lideri Ashin Wirathu’yu 2011’de bir genel afla serbest bırakıyor ve saldırıları yönlendirmesine göz yumuyor. Diğer Budist topluluklar bu tür saldırılara karşı çıkıyor. Yani havuz medyasının ileri sürdüğü gibi olayda “Budistler Müslümanları katlediyor” değil.

Halk sürekli katliam tehdidi altında yaşadığından silahlı direnişin yabancısı sayılmaz. 2012’den beri İslamî nitelikte, “Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu” var ve askerî hedeflere karşı eylem yapıyor. Bunların sonuncusu 25 Ağustos 2017’de Bangladeş sınırındaki karakollara karşı gerçekleştirildi. Saldırılar üzerine Myanmar ordusu harekete geçti ve halen Arakan’daki köyleri yakıp yıkarak boşaltıyor. Halk Bangladeş’e kaçmaya çalışıyor. Ancak Bangladeş yönetimi göçmenlerle birlikte radikal İslamcı grupların ülkeye sızmasından endişe ettiği için göçü engelliyor ve gelenleri Myanmar’a iade ediyor.

Myanmar Batılılarla işbirliği yapsa da, asıl olarak Çin’in nüfuz alanında sayılır. Çin’in bu ülkede Arakan’dan başlayan doğal gaz ve petrol boru hatları gibi önemli enerji yatırımları var. Ayrıca bölgede büyük gemilerin yanaşmasına elverişli limanlar Çin tarafından kullanılıyor. Böylece Çin deniz aşırı ticaret için ABD yanlısı Tayvan ve Malezya’nın kontrolündeki Malakka Boğazına bağlı kalmıyor.  Çin bu çıkarlar karşılığında, BM Güvenlik Konseyindeki veto yetkisini kullanarak, Myanmar’a karşı karar alınmasını engelliyor.


Dünya Arakan’a ilgisiz değil. Son yıllarda Bengal Körfezinde büyük doğal gaz ve petrol yatakları keşfedildi. Bu, büyük güçlerin ağzını sulandırıyor. Eğer sorun çözülmezse, kaos ortamı oluşacağından korkuluyor. Ayrıca ABD uzun vadede Çin’i kuşatmak için Hint Alt Kıtası ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmak istiyor. Ama Pakistan’ın konumu ve Myanmar’daki gelişmeler, bu planı bozuyor. Çin; Pakistan ve Myanmar’la yakın, Hindistan’la dengeli bir ilişki sürdürüyor. Türkiye, Çin’i gücendirmemek için Arakan sorununda orta yol izliyor. Bu yüzden sorunun Myanmar’da çözülmesi yerine Bangladeş’e göçün önünün açılmasına ağırlık veriyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “göçmenleri kabul edin, masrafını verelim” diyor? Ne için? Maddi çıkarlar mı, yoksa Müslüman hayatı için mi? Eğer önemli olan hayatsa, Suriye’deki iç savaşa neden taraf olundu? Ya da Müslümanlık değerliyse, Müslümanların yüzkarası olduğu bilinen ve bugün Savaş Suçları Mahkemesinin hakkında tutuklama kararı vermesi yüzünden ülkesinden çıkamayan Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir neden ülkemize resmî olarak davet edildi? Evet, Arakan’da büyüklerin ve küçüklerin çıkarları ayrı mecralarda çatışıyor… Dileğimiz, her şeyin küçüklerin dilediği gibi olmasıdır…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Blog Arşivi