25 Eylül Pazartesi Günü Kuzey Irak’ta Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bağımsızlık referandumuna gidiyor. Şu ana kadarki (17 Eylül Pazar) gelişmeler, Barzani’ye uygulanan tüm baskılara rağmen referandumun yapılacağını gösteriyor. Çeşitli kamuoyu araştırmaları ve bölgeden aktarılan haberlere göre, yüzde 70-80 bağımsızlığa “evet” oyu çıkacağı tahmin ediliyor. Büyük güçler ve komşu ülkeler olaya odaklanmış durumdalar. Başta Kuzey Irak’takiler olmak üzere belli başlı tüm siyasi aktörler konuyla ilgili görüş açıklıyor. Diplomatik heyetler Erbil’de Mesut Barzani ile toplantılar yapıyor. Oylamanın ülkemize de önemli etkileri olacak. Ankara, zaten ticari ve siyasi bağlantıların güçlü olduğu Kuzey Irak’ta referandum sonrası yaşanacak her şeye eskisinden daha çok ilgi göstermek zorunda kalacak.
Gelişmelerle
ilgili gerçekleri aktaran çok az gazeteci dışında medyanın önemli bir kesimi
her zamanki gibi konuyu günlük siyasi propaganda çerçevesinde ele alıyor ve
kamuoyunu bilgilendirmekten çok, zihinleri bulandırmakla uğraşıyor. Alacakaranlıkta
gerçeği dile getirenlerin sesi zayıf, kendilerini ve olayları olduğundan daha
başka türlü göstermeye çalışanlarınki ise gür çıkıyor. Gerçekten yana olmak,
karanlığı dağıtmanın en emin yolu…
Önce “bağımsızlık”
iddiası sahibi Barzani’nin söylediklerine göz atalım: Şu an IKBY’nin başında
Mesut Barzani var görünüyor. Ancak bölgesel yönetime yasal başkanlık süresi 2
yıl önce doldu. Tekrar aynı koltuğa oturamayacağı endişesiyle ya da
bilemediğimiz başka nedenlerle, başkanlık seçimine gitmedi. Yanı sıra, geçen
hafta referandumla ilgili olanı hariç, 2
yıldır bölgesel parlamentonun toplanmasını da engelliyor.
Barzani,
bağımsızlık referandumunu kendisi için istediği eleştirilerini şiddetle
reddederek, referandumdan sonra Kasım Ayı içinde yerel parlamento ve başkanlık
seçimine gidileceğini, ailesinden ne kendisinin ne de başkasının başkan adayı
olmayacağını belirtiyor. Öyleyse referanduma neden gidiyor?
Hatırlanacağı
üzere 2003’de Saddam döneminin sona erişi ardından ABD Irak’da yeni bir düzen
kurarak Kürt, Sünni ve Şiilerin yoğun yaşadığı bölgelerde ayrı yönetimler
oluşturdu. Ülke gelirlerinin yarısı merkezi yönetime, kalanı üç bölgeye eşit
olarak paylaştırılacaktı. Bölgesel yönetimlerin personel gideri merkezden
karşılanacaktı. Bu durum 2005 anayasasıyla hukuki çerçeveye kavuşturuldu. Ancak
Bağdat yönetimi anayasaya uymayarak, 2014’den beri IKYB’nin payını vermemeye
başladı. (Bu sırada Irak Başbakanı İran yanlısı bir Şii olan Maliki idi ve
Sünni bölgesine de anayasal payını ödemiyordu.) Dolayısıyla Kürt bölgesindeki memurlar ve Irak
ordusunun bir parçası sayılan peşmergeler maaş alamıyordu. Bu Türkiye’nin de
dâhil olduğu bir sorundu. Bölgesel yönetime gelir sağlamak amacıyla Ankara Barzani
ile anlaştı ve Irak’tan İskenderun’a uzanan boru hattına Kerkük petrolleri de
akıtılmaya başlandı. Gelen petrolden Irak merkezi yönetiminin payı ayrılarak
Halk Bankasına yatırılıyor, kalanı Barzani’ye ödeniyordu. Böylece IKYB’nin
duran ekonomisi canlandırılmaya çalışılıyordu. Ancak ABD, Bağdat yönetimini dışarıda bırakan
bu işleyişe kurulu düzeni bozduğu gerekçesiyle karşı çıkıyordu. Ankara-Bağdat
arasında bir süre sözlü atışmanın ardından, bu sorun kamuoyunun ayrıntılarını
bilmediği biçimde çözüldü.
Ama Barzani’nin
sorunları çözülmedi. Ve Irak merkezi hükümetinin anayasayı bir kenara bırakarak
Kürt bölgesini dışlaması, IKYB’nin varlığını sürdürmek için kendi başının
çaresine bakma hakkı kazanmasına yol açtı. Zaten IŞİD’in Musul ve Kerkük’ü ele
geçirişi sırasında hiçbir koruyucu işlev yerine getiremeyen merkezi yönetim,
“devlet” olma sıfatını fiilen yitirmiş görünüyordu. IŞİD’e karşı harekete
geçebilmek için İran destekli Haşdi Şabi milis gücünü resmi ordu olarak
kabullenmek zorunda kalmıştı. Bu arada peşmerge de İŞİD’e karşı savaştığı halde
merkezi devletin bir parçası olarak kabul edilmiyordu. Sonuçta IŞİD’ın bölgeden
temizlenmesinin ardından yeni bir durum ortaya çıkıyordu. IŞİD’den geriye kalan
bölgelerde Kürt, Arap ve Türkmenlerin yanı sıra çeşitli dinsel topluluklar
yaşıyordu. Ayrıca bu yöreler petrol ve doğal gaz bakımından zengindi. Irak
Anayasasının 140. Maddesine göre üzerinde anlaşmaya varılamayan bölgelerde,
2007 yılı sonuna kadar referanduma gidilmesi gerekiyordu. İşte merkezi yönetim
bunu da yapmadığı için, bugün IKYB kendi bölgesinde referanduma gitme hakkı
olduğunu ileri sürüyor.
Barzani
referandum sonrası hemen bağımsızlık ilan edilmeyeceğini, bölgedeki bütün
topluluklarla tek tek görüşülerek yeni bir idari yapılanmaya gidileceğini belirtiyor.
Referandum sonrası yeni yapı, yalnızca Kürtleri ifade etmeyecek biçimde yeniden
kurulacak. Bağımsızlık ise, asıl amaç olarak daha sonraki bir evreye
bırakılacak.
Türkiye bu
referandumu zamansız ve Irak’ın bütünlüğünü bozucu bularak, hemen
vazgeçilmesini istiyor. Alınacak tavır, 22 Eylül MGK toplantısı sonrası
açıklanacak. Sınırın kapatılmasından petrol alımının durdurulmasına ve ekonomik
yaptırımlara kadar uzanan bir dizi önlem alınabileceği belirtiliyor.
Türkiye’nin Kuzey Irak’a dışsatımının yıllık 10 milyar dolar dolayında olduğunu
hatırlatalım. Ayrıca Kuzey Irak topraklarında 23 tane askeri üs var.
Irak merkezi
yönetimi doğal olarak referanduma karşı Ama bizim havuz medyasının göstermeye
çalıştığı gibi esip gürlemedi. Eğer
Kuzey Irak’ta bağımsızlıkçı amaçlarla şiddet kullanılmaya kalkışılmazsa,
oylamaya müdahale etmeyecek. Şu ana kadarki en önemli girişimi, referandumdan
yana tavır alan Kerkük Valisini görevden almak oldu.
Türkiye’de
“Kerkük” denilince hemen akla gelen Türkmenler ikiye ayrılmış durumda ve bir
kısmı referandumu desteklerken, kalanı karşı çıkıyor. Her iki grubun da
bölgesel mecliste temsilcileri var. Bu arada 111 üyeli bölgesel meclis 14
Eylül’de toplandı ve 65 üyenin oyuyla referandumdan yana karar aldı.
Kuzey Irak’da
bilindiği üzere Barzani’nin liderliğindeki KDP (Kürdistan Demokratik Partisi)
dışında liberal “Gorani Hareketi” ve Talabani liderliğindeki KYB (Kürdistan
Yurtseverler Birliği) de var. Ayrıca selefi anlayışa yakın “Komele” ve Müslüman
Kardeşler çizgisindeki “Yekgırtu” adıyla,
iki tane de İslamcı Kürt partisi bulunuyor. Bütün bu partilerde 2 yıldır
yasal seçim sürecini işletmeyen Barzani’ye karşı muhalefet olsa da, iş gelip
“bağımsızlığa” dayanınca durum değişiyor
ve büyük ölçüde “evet” yanlısı görünüyorlar.
ABD önceleri
referandumun ertelenmesini ve 2018 Mart Ayındaki Irak genel seçimleriyle
birlikte yapılmasını önerirken, geçen haftadan beri iptal edilmesini istiyor.
Rusya, karara saygılı olduklarını belirtiyor ve tarafsız görünüyor. İran
referanduma karşı. Barzani muhaliflerinin iddialarına göre, Suudi Arabistan
referandumu destekler görünüyor. (Fehim Taştekin de 6 Eylül tarihli yazısında
bunu dile getiriyor.) İngiltere, BM çerçevesinde uzlaşma girişiminde bulundu
ama Barzani’den karşılık bulamadı. Referandumu ve bağımsız bir Kürt devletini
açık açık destekleyen tek ülke İsrail oldu. Taştekin’in belirttiği gibi, eğer
bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurulursa; İsrail, bölgede Arap olmayan yeni bir güçle
yakın ilişkiye girme fırsatı yakalayacak. Eğer kurulamazsa, Kürt ve Arap
halkları arasında uzun bir savaş başlayacak ve Araplar İsrail’le
uğraşamayacaklar. Bu da kendisini bir yana, dünyayı bir yana koyan ve yalnızca
kendi çıkarını hesaba katan İsrail politikası işte…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.