Blog Arşivi

17 Eylül 2017 Pazar

IRAK REFERANDUM


25 Eylül Pazartesi Günü Kuzey Irak’ta Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bağımsızlık referandumuna gidiyor. Şu ana kadarki (17 Eylül Pazar) gelişmeler, Barzani’ye uygulanan tüm baskılara rağmen referandumun yapılacağını gösteriyor. Çeşitli kamuoyu araştırmaları ve bölgeden aktarılan haberlere göre, yüzde 70-80 bağımsızlığa “evet” oyu çıkacağı tahmin ediliyor. Büyük güçler ve komşu ülkeler olaya odaklanmış durumdalar. Başta Kuzey Irak’takiler olmak üzere belli başlı tüm siyasi aktörler konuyla ilgili görüş açıklıyor. Diplomatik heyetler Erbil’de Mesut Barzani ile toplantılar yapıyor. Oylamanın ülkemize de önemli etkileri olacak. Ankara, zaten ticari ve siyasi bağlantıların güçlü olduğu Kuzey Irak’ta referandum sonrası yaşanacak her şeye eskisinden daha çok ilgi göstermek zorunda kalacak.

Gelişmelerle ilgili gerçekleri aktaran çok az gazeteci dışında medyanın önemli bir kesimi her zamanki gibi konuyu günlük siyasi propaganda çerçevesinde ele alıyor ve kamuoyunu bilgilendirmekten çok, zihinleri bulandırmakla uğraşıyor. Alacakaranlıkta gerçeği dile getirenlerin sesi zayıf, kendilerini ve olayları olduğundan daha başka türlü göstermeye çalışanlarınki ise gür çıkıyor. Gerçekten yana olmak, karanlığı dağıtmanın en emin yolu…

Önce “bağımsızlık” iddiası sahibi Barzani’nin söylediklerine göz atalım: Şu an IKBY’nin başında Mesut Barzani var görünüyor. Ancak bölgesel yönetime yasal başkanlık süresi 2 yıl önce doldu. Tekrar aynı koltuğa oturamayacağı endişesiyle ya da bilemediğimiz başka nedenlerle,  başkanlık seçimine gitmedi. Yanı sıra, geçen hafta referandumla ilgili olanı hariç,  2 yıldır bölgesel parlamentonun toplanmasını da engelliyor.

Barzani, bağımsızlık referandumunu kendisi için istediği eleştirilerini şiddetle reddederek, referandumdan sonra Kasım Ayı içinde yerel parlamento ve başkanlık seçimine gidileceğini, ailesinden ne kendisinin ne de başkasının başkan adayı olmayacağını belirtiyor. Öyleyse referanduma neden gidiyor?

Hatırlanacağı üzere 2003’de Saddam döneminin sona erişi ardından ABD Irak’da yeni bir düzen kurarak Kürt, Sünni ve Şiilerin yoğun yaşadığı bölgelerde ayrı yönetimler oluşturdu. Ülke gelirlerinin yarısı merkezi yönetime, kalanı üç bölgeye eşit olarak paylaştırılacaktı. Bölgesel yönetimlerin personel gideri merkezden karşılanacaktı. Bu durum 2005 anayasasıyla hukuki çerçeveye kavuşturuldu. Ancak Bağdat yönetimi anayasaya uymayarak, 2014’den beri IKYB’nin payını vermemeye başladı. (Bu sırada Irak Başbakanı İran yanlısı bir Şii olan Maliki idi ve Sünni bölgesine de anayasal payını ödemiyordu.)  Dolayısıyla Kürt bölgesindeki memurlar ve Irak ordusunun bir parçası sayılan peşmergeler maaş alamıyordu. Bu Türkiye’nin de dâhil olduğu bir sorundu. Bölgesel yönetime gelir sağlamak amacıyla Ankara Barzani ile anlaştı ve Irak’tan İskenderun’a uzanan boru hattına Kerkük petrolleri de akıtılmaya başlandı. Gelen petrolden Irak merkezi yönetiminin payı ayrılarak Halk Bankasına yatırılıyor, kalanı Barzani’ye ödeniyordu. Böylece IKYB’nin duran ekonomisi canlandırılmaya çalışılıyordu.  Ancak ABD, Bağdat yönetimini dışarıda bırakan bu işleyişe kurulu düzeni bozduğu gerekçesiyle karşı çıkıyordu. Ankara-Bağdat arasında bir süre sözlü atışmanın ardından, bu sorun kamuoyunun ayrıntılarını bilmediği biçimde çözüldü.

Ama Barzani’nin sorunları çözülmedi. Ve Irak merkezi hükümetinin anayasayı bir kenara bırakarak Kürt bölgesini dışlaması, IKYB’nin varlığını sürdürmek için kendi başının çaresine bakma hakkı kazanmasına yol açtı. Zaten IŞİD’in Musul ve Kerkük’ü ele geçirişi sırasında hiçbir koruyucu işlev yerine getiremeyen merkezi yönetim, “devlet” olma sıfatını fiilen yitirmiş görünüyordu. IŞİD’e karşı harekete geçebilmek için İran destekli Haşdi Şabi milis gücünü resmi ordu olarak kabullenmek zorunda kalmıştı. Bu arada peşmerge de İŞİD’e karşı savaştığı halde merkezi devletin bir parçası olarak kabul edilmiyordu. Sonuçta IŞİD’ın bölgeden temizlenmesinin ardından yeni bir durum ortaya çıkıyordu. IŞİD’den geriye kalan bölgelerde Kürt, Arap ve Türkmenlerin yanı sıra çeşitli dinsel topluluklar yaşıyordu. Ayrıca bu yöreler petrol ve doğal gaz bakımından zengindi. Irak Anayasasının 140. Maddesine göre üzerinde anlaşmaya varılamayan bölgelerde, 2007 yılı sonuna kadar referanduma gidilmesi gerekiyordu. İşte merkezi yönetim bunu da yapmadığı için, bugün IKYB kendi bölgesinde referanduma gitme hakkı olduğunu ileri sürüyor.

Barzani referandum sonrası hemen bağımsızlık ilan edilmeyeceğini, bölgedeki bütün topluluklarla tek tek görüşülerek yeni bir idari yapılanmaya gidileceğini belirtiyor. Referandum sonrası yeni yapı, yalnızca Kürtleri ifade etmeyecek biçimde yeniden kurulacak. Bağımsızlık ise, asıl amaç olarak daha sonraki bir evreye bırakılacak.

Türkiye bu referandumu zamansız ve Irak’ın bütünlüğünü bozucu bularak, hemen vazgeçilmesini istiyor. Alınacak tavır, 22 Eylül MGK toplantısı sonrası açıklanacak. Sınırın kapatılmasından petrol alımının durdurulmasına ve ekonomik yaptırımlara kadar uzanan bir dizi önlem alınabileceği belirtiliyor. Türkiye’nin Kuzey Irak’a dışsatımının yıllık 10 milyar dolar dolayında olduğunu hatırlatalım. Ayrıca Kuzey Irak topraklarında 23 tane askeri üs var.

Irak merkezi yönetimi doğal olarak referanduma karşı Ama bizim havuz medyasının göstermeye çalıştığı gibi esip gürlemedi.  Eğer Kuzey Irak’ta bağımsızlıkçı amaçlarla şiddet kullanılmaya kalkışılmazsa, oylamaya müdahale etmeyecek. Şu ana kadarki en önemli girişimi, referandumdan yana tavır alan Kerkük Valisini görevden almak oldu.

Türkiye’de “Kerkük” denilince hemen akla gelen Türkmenler ikiye ayrılmış durumda ve bir kısmı referandumu desteklerken, kalanı karşı çıkıyor. Her iki grubun da bölgesel mecliste temsilcileri var. Bu arada 111 üyeli bölgesel meclis 14 Eylül’de toplandı ve 65 üyenin oyuyla referandumdan yana karar aldı.

Kuzey Irak’da bilindiği üzere Barzani’nin liderliğindeki KDP (Kürdistan Demokratik Partisi) dışında liberal “Gorani Hareketi” ve Talabani liderliğindeki KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) de var. Ayrıca selefi anlayışa yakın “Komele” ve Müslüman Kardeşler çizgisindeki “Yekgırtu” adıyla,  iki tane de İslamcı Kürt partisi bulunuyor. Bütün bu partilerde 2 yıldır yasal seçim sürecini işletmeyen Barzani’ye karşı muhalefet olsa da, iş gelip “bağımsızlığa”  dayanınca durum değişiyor ve büyük ölçüde “evet” yanlısı görünüyorlar.


ABD önceleri referandumun ertelenmesini ve 2018 Mart Ayındaki Irak genel seçimleriyle birlikte yapılmasını önerirken, geçen haftadan beri iptal edilmesini istiyor. Rusya, karara saygılı olduklarını belirtiyor ve tarafsız görünüyor. İran referanduma karşı. Barzani muhaliflerinin iddialarına göre, Suudi Arabistan referandumu destekler görünüyor. (Fehim Taştekin de 6 Eylül tarihli yazısında bunu dile getiriyor.) İngiltere, BM çerçevesinde uzlaşma girişiminde bulundu ama Barzani’den karşılık bulamadı. Referandumu ve bağımsız bir Kürt devletini açık açık destekleyen tek ülke İsrail oldu. Taştekin’in belirttiği gibi, eğer bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurulursa;  İsrail, bölgede Arap olmayan yeni bir güçle yakın ilişkiye girme fırsatı yakalayacak. Eğer kurulamazsa, Kürt ve Arap halkları arasında uzun bir savaş başlayacak ve Araplar İsrail’le uğraşamayacaklar. Bu da kendisini bir yana, dünyayı bir yana koyan ve yalnızca kendi çıkarını hesaba katan İsrail politikası işte… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Blog Arşivi