Blog Arşivi

24 Eylül 2017 Pazar

TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK SORUNU NEREDE?


Gelişmeler baş döndürücü hızda yaşandığı için her şey çabuk unutuluyor, hatırlatalım: 30 Eylül 2012 AKP kongresine çeşitli devlet başkanlarının yanı sıra Mesut Barzani de gelmişti. Salona girişinde, “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları atıldı. Barzani’nin, o günlerde başbakanlık koltuğunda oturan Tayyip Erdoğan’a “Kerkük’ü birlikte yönetelim” dediği yazılıp çiziliyordu.  Bir yıl sonra 16 Kasım 2013 Diyarbakır mitinginde, Erdoğan kürsüye Barzani ile birlikte çıkıyordu. Barzani’nin yanında Şiwan Perver de vardı. Şimdi aynı iktidarın yönetiminde, o günlerden Kuzey Irak’a asker gönderme tezkeresi çıkarılan bu günlere gelindi. Böylesine zıt bir değişim mümkün mü?

İktidar partisi temsilcileri durmadan “ eğer referandumdan vazgeçilmezse” diye başlayan sert açıklamalar yapıyor. Ama iktidar partisinin Kürt kökenli milletvekillerine baktığımızda, hiç de öyle konuşmadıklarını görüyoruz. İşte bunlardan biri olan Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun sözleri: “Sorun bizim tepkimizde; ben bu tepkileri abartılı buluyorum… Diyelim ki Kerkük hassasiyetimiz var… Peki, Kerkük’teki Araplar bize Kürtlerden çok daha iyi dost mu? Kerkük’ün Arap bölgesinde kalması sorun olmuyor da Kürt bölgesinde kalması mı sorun oluyor?”

Yalnızca Türkiye’nin mi Kerkük hassasiyeti var? Irak’taki toplam petrol miktarının 143 milyar varil dolayında olduğu tahmin ediliyor. Bu petrolün yüzde 40’ı Kerkük, yüzde 30’u Musul’da bulunuyor. Türkiye’nin bu bölgelerle ilgili uluslararası hukuka dayalı bir hakkı yok. Osmanlı Birinci Dünya Savaşında yenildikten sonra 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesini imzaladı ve İngiltere tartışmalı biçimde Musul çevresini ele geçirdi. Türkiye Lozan görüşmeleri sırasında Musul’u İngiltere’ye vermemek için uğraştı.  Sonunda sorun 1926 Ankara Antlaşmasıyla çözüldü. Buna göre Türkiye, Musul’dan çıkarılan petrollerden 25 yıl boyunca yüzde 10 pay alacaktı. Bilindiği üzere uluslararası antlaşmaların TBMM’de onaylanması gerekiyordu ve 6 Haziran 1926 günü yapılan oylamaya, toplam 283 milletvekilinden 146’sı katıldı. Bunlardan 2 tanesi “hayır”, bir tanesi çekimser ve kalanı “evet” oyu verdi. Sonraki yıllarda ödemelerle ilgili muhasebe kalıntıları da ödenerek sıfırlandı ve Türkiye’nin Musul-Kerkük diye bir sorunu kalmadı.

Peki, Barzani bağımsızlık ilân ederse, Türkiye-Irak sınırı değişir ve Kerkük-Musul’la ilgili bir gelişme yaşanır mı? Bunu düşünebilmek için, insanın hayal gücünün iktidar partisi Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar kadar geniş olması gerekir. Attığı bir twitte “MGK bildirisinin tercümesi; Irak bölünür ve sınır değişirse Ankara anlaşması gereğince Musul ve Kerkük yolu gözükür” diye yazmış. Bildiriyi niye tercüme etme gereksinimi duymuş anlamadık, her şey açık seçik ve Türkçe olarak ifade ediliyor. MGK bildirisinde, “Irak Merkezi Hükümeti ile IKBY arasındaki meselelerin görüşmeler yoluyla ve anayasal temelde çözüme kavuşturulması için Türkiye’nin elinden gelen katkıyı yapmaya hazır olduğu…” belirtiliyor.  Ve son cümlede “…uluslararası antlaşmalardan doğan haklarımız mahfuzdur” ifadesi kullanılıyor. Buradan  “Musul’u alırız” sonucu çıkartmak o kadar kolay görünmüyor.

Öte yandan, sık sık Kerkük Türkmenlerinden bahsediliyor. IŞİD 3 yıl önce Kerkük’e girdiğinde, Türkmenlerin Şii olan yarısı Erbil’e kaçarak Barzani’ye sığınmıştı. Geri kalan Sünniler ise IŞİD’a katılmışlardı. Kerkük ve Musul’u IŞİD’dan geri alma hazırlıkları sırasında, bu yöredeki peşmergelere eğitim verme bahanesiyle Türkiye’den ABD’ye, Hollanda’dan, Fransa’ya kadar herkes yörede askerî üs kurmuştu. IŞİD yöreden temizlendiği için bölgeyi ele geçirme kavgası yeniden kızıştı. Kerkük yalnızca Türkiye için değil, herkes için ve en başta ülkenin sahipleri için önemli. Irak Başbakanı İbadi, Barzani referandum sözü ettiğinden bu yana, Kerkük’ün referanduma katılmamasını ve Kürdistan sınırları dışında tutulmasını istiyor.

Kerkük Barzani ve Irak yönetimi arasında eskiden de sorun olmuş. Profesör Mesut Yeğen, 22 Eylül tarihli Duvar gazetesindeki röportajında şunları söylüyor: “O dönemki Kürt ayaklanmacılarla Bağdat arasında 1970’te “özerklik anlaşması yapalım” diye bir uzlaşmaya varıldı. Bunun için de dört yıllık bir süre tanınmıştı. Mart 1974’te, belirlenen tarihten bir gece önce Saddam Hüseyin’den bir anlaşma metni geldi. Metin güçlü bir özerklik öneriyordu ama Kerkük’ü Kürdistan’dan hariç tutuyordu. Barzani bunu kabul etmeyip çok şiddetli bir ayaklanmaya girişti. Barzani’nin arkasında İran ve ABD desteği vardı. Ancak Saddam Kürtlere yaptığı bir şantajı yerine getirdi.Eğer bu anlaşmayı kabul etmezseniz, gider İran’a Şattularap üzerinden taviz verir, size verdiği desteği geri çektirir ve dönüp sizi ezerim.” Nitekim Irak, meşhur Cezayir Anlaşması’yla bunu gerçekleştirerek İran’ın taleplerini kabul etti ve dönüp Kürtleri ezdi. İran’dan Kürtlere gelen silah desteği kesilince de Kürtlerin yenilgisi uzun sürmedi. Bu büyük bir hayal kırıklığı olarak Kürtler tarafından tescil edilmiştir.”

Bilindiği üzere Barzani Kerkükten çıkan petrolün bir bölümünü yıllardır bölgesel yönetim hesabına, Kerkük-Ceyhan boru hattından satıyor. Yalnız Türkiye ile değil, bir süreden beri dünyanın bütün önemli petrol şirketleriyle anlaşmalar yapıyor. Önde gelen Rus şirketi Rosneft, bir hafta önce Barzani yönetimiyle toplam değeri 1 milyar doları aşan bir doğalgaz antlaşması imzaladı. Bölgeden çıkarılacak doğalgaz, 2020 yılından itibaren Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılacak. Barzani ayrıca Gazprom, Chevron, Exxon Mobil, Total gibi dünya devi petrol şirketleriyle de anlaşmalar imzalamış durumda. Bağdat, Irak Petrol Bakanlığının Barzani yönetimiyle anlaşma yapan petrol şirketlerini boykot edeceğini açıkladı. Bakalım bu açıklama şirketleri ne kadar etkileyecek.

Türkiye’nin Barzani ile herhangi bir sorunu yok, Türkiye’nin sorunu kendi içinde. Eğer Kuzey Irak’da bağımsız bir Kürt devleti kurulursa, Türkiye yurttaşı Kürtlerle sorunların artacağından endişe ediliyor. Buna karşılık Barzani de Saddam’ın ABD tarafından yıkıldığı sırada bağımsızlığını ilan etmemesine hayıflanıyor. O zaman ABD Barzani’yi böyle bir tavır almaktan caydırmış, Federal bir Irak içinde kalmaya ikna etmişti. Gelişmeler Barzani’yi hayal kırıklığına uğrattı. Peşmerge Irak ordusuna alınmadı. Bağdat yönetimi bölgesel yönetimin payına düşen paraları ödemedi. Barzani memurlarına maaş veremez hale geldi. Bu kez IŞİD’in bölgeden temizlenmesinin yarattığı fırsatı kullanıp, geçmişte ilan etmediği bağımsızlığı şimdi ilan etmek istiyor.


Bir bağımsız devlet kurmak, uluslararası destek ve onay gerektirir. Barzani referanduma gidecek ve bağımsızlık ilan etmek için uygun anı kollayacaktır. O zamana kadar da öncelikle Bağdat’la ve daha sonra komşu ülkelerle yoğun bir diplomasi geliştirecektir. Bölge ülkeleri böyle bir bağımsızlığı istemeseler de, Barzani ile çatışmak en son ve uzak olasılıktır. Çünkü her ülkede bir Kürt nüfus var; bağımsız bir Kürt devletini önlemek için savaşa girmek, biraz da her devletin kendi yurttaşıyla kötü olması demek. En azından yakın zamanda böyle bir çatışma yaşanmayacaktır. Karşılıklı alınan kararlar bir çatışmadan çok, uzun sürebilecek bir diplomasi trafiğinin hazırlığı olarak görülmelidir. Bu koşullarda başlayacak bir çatışma herkese yıkım getirir ve Irak petrollerinden beklenen gelirin yıllar boyunca silah şirketlerinin kasalarına akmasına yol açar…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Blog Arşivi