Geçen hafta, 130 bin metal işçisini kapsayan ve son yıllardaki benzerlerine bakılarak nispeten iyi sayılabilecek bir toplu iş sözleşmesi (TİS) imzalandı. Bu süreçte işçiler kararlı bir tutum sergilerken, egemen siyaset ve sermaye tavizkâr davranmak zorunda kaldı. Kendi varlığını da bu adaletsiz toplum düzenine borçlu olan egemen medya ise, doğal olarak kamuoyunu bu direnişten haberdar etmedi. Elde edilen geçici kazançlar bakımından değil ama bir direniş kültürünün toplumda yer etmesi açısından, konuyu hatırlatmak gerekiyor.
Sanayinin can
damarını oluşturan metal sektöründe yaklaşık 1 milyon 500 bin kişi çalışıyor.
Başta otomotiv olmak üzere silah sanayi, demir çelik, beyaz eşya, yedek parça,
elektronik eşya gibi sayısız kolları var. Sektörde TİS görüşmesi yapma
yetkisine sahip üç sendika bulunuyor. 2018 Ocak Ayı verilerine göre Türk-İş’e
bağlı Türk Metal’in 200 bin, Hak-İş’e bağlı Çelik İş’in 44 bin, DİSK’e bağlı
Birleşik Metal’in 30 bin üyesi var. Sektörün patronları ise, Türkiye Metal
Sanayicileri Sendikası (MESS) çatısı altında örgütlenmiş durumdalar. MESS üyesi
patronlar genellikle işçileriyle ayrı ayrı görüşmüyor, tüm sektörü kapsayacak
biçimde ortak tavır alıyorlar. Bu da hem aralarındaki dayanışmayı arttırıyor,
hem de hükümetle işbirliğini kolaylaştırıyor. Tabi 2015’de örneği görüldüğü
üzere işçi direnişlerinin çok sıkıştırdığı durumlarda bu kuralı çiğneyebiliyor
ve “her koyun kendi bacağından asılır” diyerek ayrı sözleşmeler yapabiliyorlar.
Metal sanayii
küresel sermayenin en çok yatırım yaptığı, teknolojisini düzenli olarak
yenilediği için emek verimliliğinin sürekli arttığı, iç ve dış pazara en çok
ürünün verildiği bir sektör. (Öyle ki, geçen yıl yalnızca otomotiv dışsatımı 27
milyar dolar dolayında gerçekleşti ve bu tarihi bir rekordu.) Bu durum aşağı yukarı sektörün bütün kolları
için geçerli. Sektörde ağırlıklı olarak Avrupa kökenli şirketler var. Türkiye’yi
şu nedenlerle seçiyorlar: Birincisi işgücü ucuz, ikincisi sanayinin yolaçtığı
çevre sorunlarına aldırış edilmiyor, üçüncüsü vergi başta olmak üzere birçok
malî kolaylık sağlandığı için kâr oranı yüksek,
sonuncusu Türkiye’nin Avrupa, Afrika ve Asya pazarlarına yakın olması.
Dolayısıyla metal sektörünün küresel devleri, Türkiye’yi üretim üssü gibi
kullanıyor. Bunu yaşanılan istikrarsızlıklar nedeniyle Arap ve Afrika
ülkelerinde yapamıyorlar. Doğu Avrupa ülkelerinde ise işçi ücretleri Türkiye’dekinin
kat kat üstünde.
Ancak küresel sermayenin bu yoğun ilgisinin
bir bedeli var. Yüksek yabancı sermaye sayesinde sektör ülkenin hem güçlü, hem
de en kırılgan yanını oluşturuyor. Öyle
ki, buradaki bir tıkanıklık ekonominin tamamını etkiliyor. Çünkü metal sektörü
yalnızca dışsatım değil, dışalım bakımından da önemli. Teknoloji, ara malları,
üretim araçları, bilgi, ortak çalışılan küresel şirketlerden geliyor.
Dolayısıyla tıkanıklık halinde yalnızca dışsatım gelirleri düşmüyor, dış ödemelerde de
aksaklık yaşanıyor. Örneğin Bursa’da Fransız kökenli bir otomobil
fabrikasındaki grev, Fransa’dan bu markanın satıldığı Rusya, Mısır, Sudan’a
kadar her yeri etkiliyor. Şirket, pazarını rakiplere kaptırmamak için sorunun
biran önce çözülmesi amacıyla hükümete baskı yapabiliyor. Sıcak para girişine
bağımlı ve kırılgan bir ekonomiye dayanan hükümet de, zaten böyle bir baskıya
gerek kalmaksızın sorunu en kestirmeden çözecek biçimde davranıyor. Son yaşanan
durum da bunun bir örneğini oluşturuyor.
TİS görüşmeleri
geçtiğimiz Ekim Ayı ile birlikte başlamıştı. MESS’in ilk önerisinde ücretlere
ortalama yüzde 3,2 zam yapılması isteniyordu. Asgari ücretin net bin 600 lira
dolayında olduğu, metal işçiliği gibi yalnızca bedensel çalışma değil kalifiye
emek gerektiren bir sektörde yıllardır çalışan birinin 2 bin lira dolayında ücret
aldığı koşullarda, kâr rekorları kıran patronlar bu kadar bir zammı yeterli
görüyorlardı. Sendikalar ortalama yüzde 38 ücret artışının yanı sıra çeşitli
sosyal haklar ve işçiler arasındaki eşitsizliği giderici öneriler
savunuyorlardı. Görüşmeler kısa sürdü. MESS ikinci turda önerisini iki katına
çıkardıktan sonra, üçüncü görüşmede yüzde 13,2 zam önerdi ve TİS anlaşmazlıkla
sonuçlandığı için arabulucu devreye girdi. İşte bu süreçte işçiler, sendika
yönetimleri, patronlar ve hükümet arasında bir dizi gelişme yaşandı. Egemen medya
üstünü örttüğü için kamuoyunun bunlardan haberi olmadı. TİS imzalandıktan sonra
ise, sanki hükümet memur maaşlarına zam yapmış gibi duyuruldu. Oysa işin bu
noktaya gelmesi ve MESS’in çok düşük oranda zam yapacağını söylemesine rağmen
ortalama yüzde 26 dolayında zammı kabul etmesi, önemli bir direnişin
sonucuydu. Üstelik bu direniş pek çok şeye rağmen bir sonuca ulaşmıştı.
TİS görüşmeleri
sürecinde çok sayıda fabrikada çeşitli eylemler yapıldı. Öyle ki, tarihinde
herhangi bir işçi direnişi örgütlememiş olan Türk Metal bile bazı işyerlerinde
5 dakika iş bırakmak zorunda kaldı. Yetersiz de olsa değişik kentlerde yapılan
basın açıklamaları, kısa süreli iş bırakmalar, fabrika içlerinde gösteriler
düzenlendi. Birleşik Metal İş ve Çelik İş, grev kararları aldılar. 2 Şubat’tan
itibaren önemli markanın üretildiği işyerlerinde greve gidilecekti.
Karşılığında MESS de lokavt kararı aldı. Bunun üzerine Bakanlar Kurulu milli
güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle bu kararların uygulanmasını 60 gün süreyle
erteledi. Birleşik Metal’in bu erteleme kararına rağmen yasal süre başladığında
greve gideceğini açıklaması bir kırılma yarattı. Türk Metal de benzer
açıklamalar yapmak zorunda kaldı. İktidar partisinin gölgesi durumundaki Çelik
İş gelişmeleri izlemekle yetindiyse de, özellikle genç işçilerin öncülüğündeki
direnişçi eğilim sonuç verdi ve son yıllarda genellikle enflasyonun bile
gerisinde ücret zamlarıyla biten TİS görüşmelerinden farklı bir sonuca
ulaşıldı. Başka direnişlere de örnek oluşturması bakımından üzerinde
durulmalıdır.
Hatırlanırsa
2015 bahar aylarında Bursa’da bir fabrika’da işçiler düşük ücretlere ve böyle
bir sözleşme imzalayan Türk Metal yönetimine karşı isyan etmiş, direniş kısa
sürede ülkeye yayılarak 80 bin işçiyi kapsar hale gelmişti. Nedeni, Türk
Metal’in işçileri satması ve genellikle 2 yıl süreyle yapılan TİS yerine
işçiden habersiz 3 yıllık ve üstelik artış bile sayılmayacak oranlarla bir
sözleşme imzalamasıydı. Bu yüzden işçiler yasal sürenin bitmesini beklemeden
kendiliğinden harekete geçmiş ve patronların Türk Metal’le değil, yalnızca
kendi seçtikleri temsilcilerle görüşmesini şart koşmuşlardı. Bunun sonucu
birçok fabrikada işçiler sendika değiştirdi. Patronlar geri adım attı. Ama
buradan geriye bir direniş bilgisi ve görgüsü kaldı. Demek ki, direnildiğinde
kazanılabiliyordu. İşte bunun etkisiyle, 12 Eylül koşullarında metal sektörüne
musallat edilen Türk Metal sendikası bu kez de benzer bir tepki almamak için,
son TİS görüşmeleri sırasında kendisinden beklenmeyen bir atılım göstermek zorunda
kaldı. Çünkü bir kez daha kötü bir TİS imzalarsa, bu kez büyük bir işçi
kitlesinin kopacağından korkuyordu. “Koparsa ne olur” demeyin, bugün bir
işçiden sendikaya otomatik olarak ayda 70-80 lira aidat kesiliyor. Bu, sendika
yönetimlerinin geçim kaynağı. Lüks sendika binaları, dinlenme tesisleri,
yöneticilerinin patronlardan aşağı kalmayan bir hayat yaşaması bu paralar
sayesinde mümkün oluyor. İşte son direnişte kimi sendika ağaları, ekmek
kapıları olan işçileri tümüyle kaybetmemek için, patronlar zaten kâr ettikleri
için durduk yere zarara uğramamak amacıyla ve hükümet, olası bir metal fırtınayı
bastırmaya kalkışırsa erkene almaya çalıştığı seçimlerde oy kaybetmemek üzere;
metal işçilerinin taleplerine kısmen olumlu yaklaşmış görünüyor. Ücretlere
yapılan zam, temel tüketim maddelerine yapılanlarla ve patronların
ürünlerine yapacakları zamlarla anında geri alınacaktır. Bu yüzden eylemin ücret
artışı sağlayan bölümü önemli değildir. Ama bu olay, pek çok engele rağmen
işçilerin direnme alışkanlığı kazanması bakımından önemlidir. Bu direniş, 2015
metal işçilerinin direnişinin bir devamıdır. Son olmaması dileğiyle…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.